15 Ekim 2010 Cuma

Klasik Müzik Akşamları


albert long hall okulun en sevdiğim binası. dışı kadar içi de güzel tek yer bence. neyse geçen çarşamba klasik müzik konserleri başladı da şu güzel binaya girmeye başladık. çarşamba akşamları saatli binayı görmelisiniz. yaş ortalaması 40. kadınlar inanılmaz süslü erkekler çok şık. çoğunlukla bu insanlar statüsü yüksek kişiler hepsi genellikle birbirlerini tanıyorlar ve kapıda konuşup konserler başlayana kadar içkilerini yudumlayıp muhabbet ediyorlar. biz de ezik öğrenciler kot ve tişörtle niye geldim ben yaa of daha mı güzel şık bir şey giyinseydim diye düşünüyoruz.

açılış okulun tarihi orguyla yapıldı. viyanalı 3 kişilik bir ekibi izledik. iki soprano bir de orgu çalan kişi vardı. şimdi orgdan biraz bahsetmek istiyorum. copy paste from http://www.klasikmuzik.boun.edu.tr/tarihiorgumuz.php adamlar başlık bile açmış bunun için yani.

Boğaziçi Üniversitesi, Albert Long Hall Kültür Merkezi’ndeki org, bugün müze değeri taşıyor. Bir zamanlar Orta Doğu ve Balkanlar’daki en büyük org olarak nitelenirdi. Büyüklük derecesi klavye katlarına göre mi, rejister sayısına göre mi, bu tartışmalı. Ancak şu anda St.Antuan kilisesiyle birlikte kentin en görkemli çalgıları olduğu kesin.

...

Albert Long Hall’deki org, belki de dünyada eşine ender rastlanır bir konumda. Üç katlı klavyesi ve oturma yeri sahnenin ortasında yer alıyor. Boruları binanın duvarına monte edilmiş. Böylece dünyasal hizmetlere açık, konser salonunun parçası olarak işlev görmeye hazır bir çalgı.


...


Üç katlı bir klavye; konsolun üstüne raptedilmiş iki taraflı kumanda düğmeleri, (rejisterler-ilgili sesi açan sürgülü kollar); aşağıda ise kocaman tahta pedaller. Binanın zemin katında hava komprasörü yer alıyor. Sahnenin sağında, yukarıda borular var. En uzun borunun boyu 6 m. En küçük ise 15 cm. 1600 adet boru var. Üç kat halinde.


orgun fotoğrafını bulamadım ama böyle hakkaten 3 katlı tuş takımı bulunan üzerinde iki taraflı bolca düğme bulunan çok acayip bir şey. daha efsanevi olanı ise çıkardığı ses. aynen kendinizi kilisede o dönemde hissediyorsunuz.

konserde ara verilince millet sigara içmeye gitti hemen benim yanımda da bir çift vardı. aralarındaki konuşmaya misafir oldum ben de napıyım. kız isimlerimizin içindeki harflerin kişiliğimizi etkilediğinden bahsediyordu sonra bir tanıdıklarının çocuklarına böyle eski tarzda bir isim koyduklarından bahsetti. aslında ikinci alternatif ipek'miş. eski tipte bir isim koyulmasını onaylamadığını söyledi çocuk da döndü kıza " nee ipekten bin kat iyi ipek ne yaaa. bisürü ipek diye arkadaşım var" dedi. kafasına çantamı geçirmek istedim o an evet.

2 yorum:

Judy Abbott dedi ki...

org sesini çok merak ettim, ben etkileniyorum böyle şeylerden, hemen hayal dünyasına dalıyorum, kendimi versailles sarayında filan zannediyorum:)

gürültü dedi ki...

hoho bekleriz konserlere bu dönem :))