22 Temmuz 2011 Cuma

Ahmet Ümit / Beyoğlu Rapsodisi


ahmet ümit macerama son kitabı istanbul hatırası ile başlamıştım ve daha öncede belirttiğim gibi o kitaptaki yalın türkçe çok hoşuma gitmişti ayrıca kitabın hikayesi de oldukça hoştu. bu gazla koşup beyoğlu rapsodisi alan ben an itibariyle büyük bir hayal kırıklığının içinde sürünmekteyim. şimdi kara kara beyoğlu rapsodisi yanında aldığım bab-ı esrar'ı kimin okuyacağını düşünüyorum.

kitaba büyük bir hevesle başladım. (everest'in bu büyük ebattaki kitaplarını çok seviyorum.) hikaye çok tanıdık bir şekilde başladı: 3 tane birbirini çok seven arkadaş. tıpkı istanbul hatırasındaki gibi! ve kitabın anlatıcısı bu arkadaşlardan biri! aa tıpkı istanbul hatırasındaki gibi. bu benim ahmet ümite olan inancımı sarstı çünkü demekki istanbul hatırasında ben özgün bir kitap okumamışım. yazar kendini tekrar etmiş.

bu şokla hikayeye devam ettim. kitabın bendeki hatrı beyoğlunu anlatmasıydı. Beyoğlu yani eski adıyla pera içinde büyük gizemler barındırıyor. eskiden çoğunlukla gayrımüslümlerin yaşadığı bu bölge yapıları olsun, yaşam tarzı olsun her zaman ilgimi çekmiştir ve benim için istiklal demek beyoğlu demek beyoğlu demek tarih demek. bir şansım olsa tüm bu çirkinliklerin olmadığı zamana dönmek isterdim. pastanelerin meyhanelerin olduğu çeşit çeşit dillerin konuşulduğu zamana...

neyse kitapta bunu anlatarak bi 300 sayfa geçirdi zaten. ee hani polisiyeydi bu yanlış mı okudum acaba diye düşünürken olaylar alevlenmeye başladı. son 10 sayfada katili söyledi macerayı bağladı(!) ahmet ümit. hayal kırıklığına uğramadığımı söyleyemem yani bence çok da zekice bir hikaye değil.

ondan önce kitapla ilgili beni rahatsız eden başka şeyler vardı. mesela kitaptaki anlatıcı kişi yani 3 arkadaştan biri olan selim. bu selim kendini makul, mantıklı, kararlı, düzgün bir hayat yaşayan, her adımını düşünerek atan, duygularına fazla yenilmeyen biri gibi görüyor ama aslında bunların hiçbiri değil! yok neymiş şöförü bunu kudretli bi insan gibi görüyormuş o yüzden saygıda kusur esirgemiyormuş. sen kim kudret kim selim bey! bi kere kenan'ı deli gibi kıskanıyordu bu selim bütün kitap. katya buna kenan'ın üzerinde baskın var dedikçe "yoo yoo kenan beni dinlemez" diyordu ama içten içe mutluluktan uçuyordu. ayrıca giriştikleri saçma polisçilik oyununda iki karar aldı bi silah dayadı diye kendini lider görüp "ehehe ben süperim" diyip durdu. kenan buna dr watson diyince bile yediremedi. çünkü kenan'ı hiçbir zaman hazmedemiyordu. adam rahat parayla ilişkisi yüzeysel, ağzının tadını biliyor, kadınlar buna ilgi duyuyor o da evlenip kendini bi kişiye bağlamamış. nihat ise ikisi tarafından resmen KULLANILIYORDU. bu sefer ben mi para vercem buna yaaa bayağlığındaydı arkadaşlık ilişkileri. nihat düşünemez nihat iş bulamaz nihat karısına bağıramaz nihat böle nihat şöle nihat yer yarılsa içine girse. nefret ettim bu selimden valla, hiç bu kadar nefret ettiğim bir roman karakteri olmamıştı.

bir de ahmet ümit katya'nın altından bir naneler çıkcak imajı verdi kitabın başlarında. belki de hikayenin gidişini öyle tasarlamıştı ama katya hiçbir yere bağlanamayarak kitabın sonunda kayboldu.

kocası katil çıkan gülriz'in Selim'i haklı bulmasına ne diyim?!!! YUUUHH! kadın ya etilerde boğaza karşı oturmanın lüksünü seviyordu ya da tamamen yüzsüz. işi gücü bırakıp şirketin başına geçip AZYA'yı kurtarıyor bak sen.

ay neresinden tutsam elimde kalıyor. daha fazla bu kitabı hatırlamak istemiyorum.

6 yorum:

marlasünger dedi ki...

hayatımda okuduğum en iğrenç üç kitap sıralamasında üçüncü sırada. tam anlamıyla katılıyorum.

gürültü dedi ki...

çok hayalkırıklığına uğradım ben de.

deeptone dedi ki...

:) peki bu kitabın da özgün olmadığını biliyor musun? bu romanın cinayet çatısı agatha christie'nin "roger aykroyd cinayeti" ile aynı. ordan almış aynen. ama işte ahmet ümit ünlü oldu. kitapları çok okunuyor. imza günlerinde kuyruk var. onu beyoğlunda hep görüyorum yaa dolaşırken. görünce hep diyom ki, sokaklarda gezip romanına sokak arıyor :) senin sölediklerin de doğru. ben bu yazardan sadece siz ve gece ile bunu okudum. yazdıklarına sempati duymuyom pek ama kendisine sempati duyuyom. beyoğlunu sevdiği ve yazdığı için. çünkü, beyoğlu, dünyanın merkezi yaaaa :)

gürültü dedi ki...

Aa bunu bilmiyordum o kitaba da bakacağım o zaman . Hadi başkasını kopyalıyorsun kendini niye kopyalıyorsun hayret bir şey. Valla seneler geçmiş ben de şimdi yazımı okuyunca kızgınlığım geri geldi. Bundan sonra Bab-ı Esrar kitabını da almıştım ama onu bitiremedim yarıda kaldı. Beyoğlu gerçekten de bir çok hikayeye malzeme olabilecek bir yer:)

deeptone dedi ki...

beyoğlunda geçen polisiye var çok güzel yaaa. 1800'ler. amanvermez avni. okusanaaaa :)

gürültü dedi ki...

duydum ama hiç elime geçmedi. Çok teşekkürler hatırlattığın için:)