29 Ağustos 2017 Salı

Amazon UK'den Kitap Alışverişi

Türkiye'de yeterince kitaba para yatırmıyormuşum gibi gözümü bir de İngilizce kitaplara dikmiştim. Fakat Remzi'de, D&R'da ya da Pandora'da yabancı kitapların barkodlarını okutunca bana bir fenalık geliyordu. Özellikle bisiklet sporuyla ilgili anı ve biyografilerden bahsedildiğinde "üff ben de okumak istiyorum" diye sızlanıp duruyordum. Tabi bisiklet sporu bizde tırt pırt olduğundan bazı kitapların İngilizcesi bile piyasada yok. Ben de napsam acaba parası neyse Amazon'dan getirtsem mi diye Google'larken bir blog yazısıyla karşılaştım. Bisiklet Sporu sayfası uzun uzun Amazon'dan ucuza kitap getirmeyi anlatmıştı. Evet böyle bir şeyin olduğunu maalesef yeni gördüm. Meğer İngiltere'de ve Amerika'da inanılmaz bir ikinci el piyasası dönüyormuş. Amerika'dan gelene kadar çatlarım diyerek (hem pahalı) ben İngiltere'ye bakmaya karar verdim.

Bu sitelerde kitapların Hardcover yani ciltli halleri bile bulunabiliyormuş. Aklımda iki kitap vardı hemen sitede arattım. İkisinin de ciltli versiyonlarını seçtim. Kitapların ikinci el ve sıfır versiyonları hemen sıralanıyor. İkinci el kısmında kitabın durumuna göre Eh işte, İyi, Çok İyi ve Yeni Gibi diye kategorilendirebiliyorsunuz. Yeni Gibi pek yok, ben de Çok İyi yazanlara baktım ve şansıma iki kitabı da 0.01pounda buldum. Evet bayağı bildiğiniz bedava. Pound 4.50tl yaklaşık o yüzden ne kadar ucuza bulsam o  kadar kardayım. İki kitabı da aynı satıcıdan seçtim ama kitaplara ayrı kargo ücreti ekleniyor. Kargo ücretlendirmesi satıcılara göre değişiyor. Benimki 4.02£ yazmış. Kimisi Türkiye'ye 5'e bazısı 7 pound'a yolluyor. Esas kargodan para kazanıldığını anlıyoruz burda.

İlk kitap Seven Deadly Sins: My Pursuit of Lance Armstrong, bisikletin Voldemort'u Lance Armstrong'un yalanlarını ortaya çıkaran David Walsh'un bu süreçte yaşadığı baskıları ve olayları anlattığı perde arkası kitabı. Diğeri de soğuk savaş döneminden bir casus olan Kim Philby'nin biyografisi A Spy Among Friends: Kim Philby and the Great Betrayal. Deneme olsun diye sadece iki kitap söyledim. İkisi toplam kargoyla 8.06£ tuttu. Yani bankam kendi kuruyla 38lira çekti. Alışverişi 31 Temmuz'da yaptım Amazon bana 3-15 Ağustos arasında kitapların tahmini geliş süresini verdi. Ucuz alışveriş olduğu için kitaplar postayla takipsiz geliyor. Yani yıllar sonra postacı yolu gözlemeye başladım. Veeeee ayın 10'unda kapım çalmış postacı gelmişti. Aaa bir de baktım ki tek kitap gelmiş. Ayrı kargo ayrı postaymış:( 

Ne zamandır heyecanla paket açmıyorum. Youtuber olsam kargolarımı açıyorum videosu çekerdim :D

İlk kitabım Seven Deadly Sins'miş. Kitabı bir çıkardım aaa sıfır galiba bu dedim. Yeni kitap kokuyordu o derece kullanılmamıştı. İnce kargo poşetiyle geldiği için biraz kenarları zedelenmişti ama gayet içi dışı çiziksiz yırtıksız tertemizdi. Sonra kapağını bir çevirdim ki ne göreyim. Kitap imzalıııı.

artık ismim john
Ben tabi bunu gördüm artık benden mutlusu olamazdı. John arkadaşımız kitabı ımzalatıp elden çıkarmış. John'u ayıplıyoruz. Kitabı bu kadar iyi durumda görünce bende beklentiler tavan yaptı tabi. Çünkü ben eskimiş kokuşmuş bekliyordum. 0.01 tl'ye bizde kitabın kapağını bile vermezler:D

İkinci kitap biraz geç geldi. O arada ilk kitabı okuyup bitirdim. 18 ağustosta artık "tüh ulan kitap kayboldu herhalde postalarda" derken kapı tekrar çaldı. 


Bu kitap da gene ciltli kısmında postada muhtemelen sıkış tepiş geldiği için hafif buruşmalarla geldi ama o kadar iyi durumdaydı ki gerçekten inanamadım. Kitapçı rafından çekilip yollanmıştı sanki.

yoo yeni ismim anne
Şansım talihim dönmüş kitaplar imzalarla geliyordu. Yahu kitabı yazarına imzalatıp niye elden çıkarırsınız hiç mi utanma yok sizde. 

Kısacası ben bu işten çok hoşlandım. Şimdiden satın alacağım kitapları listeledim. Maalesef  satıcılarda her zaman 0.01£ gibi bir fiyat göremeyebiliyorum ama 3£'a (yaklaşık 15tl) kadar kardayım bence. İkinci siparişimi de yakında vermeyi düşünüyorum. Eğer ben bu olayı daha önce fark etseydim İngilizce kitaplardan bir kütüphane oluşturmuştum şimdiye. Hem de kur çoook daha düşüktü. Paramız hiç değerli olmadığından non stop kazık olarak bize geri dönüşü oluyor.


5 Temmuz 2017 Çarşamba

B-A-B-Y

Baby Driver
Baby Driver'ın IMDB ve Metacritic ratinglerini gördükten sonra izlemeye karar verdim. Aslında tam aksi kararı vermem gerekiyordu çünkü en son WW'da duruma aldanıp hayatımın şokunu atlatmıştım, neyse. Edgar Wright çok güzel bir iki saat yaşattı. Ben filmin baş karakteriyle kendimi çok içselleştirdim filmi sevme nedenim bu olabilir. İçinde müziği baş köşeye oturtan filmlere karşı koyamıyorum zaten. Özellikle bazı sahnelerin filmin müziğiyle uydurulması güzel ayrıntıydı. Ansel Elgort zayıf bir oyuncu ama o soğukluğu role yakışmış. Bana bir tek Lily James sırıtmış geldi. Rolünün biraz aptalca yazılmasından mı kendi beceriksizliğinden mi bilemem. BTW biraz Tarantino'luk da yok değil.

Contratiempo
Bu filmi twitter'da gördüm. Bi kaç senedir klasik Hollywood senaryolarından böö geldiği için Avrupa sinemasında bu tarz suç gerilim üzerine yazılmış zekice kurguları seviyorum.Bu film bana Gone Girl'ü hatırlattı ama.

A Silent Voice
Manga kültürüm hiç yok sinemasını da hiç de izlemem. Senaryosu çok çok başarılı inanılmaz sürükleyici ve bir çok noktada ya aynısı bizde de yaşanıyor dediğimiz şeylerin olduğu bir film.

El Cuerpo
El Cuerpo, Conratiempo'nun yönetmeninin ondan önce çektiği bir film. Herkes buna referans gösterdiği için merakıma yenik düşüp izledim. Bence ikisi çok benzer filmler. Hikayeyi yönlendirişi, twistleri filan. Fakat sanki Contratiempo'da olayı bir tık öteye taşımış gibi geldi.

Requiem For The American Dream
Chomsky'den 1.5 saatlik lecture.

Tickled
Tövbe Allahım dediğim, bugüne kadar hayatta bulduğum gariplikleri bir üst noktaya taşıyan ruh hastası belgesel. Yeni Zelandalı bir gazeteci internette çeşitli gıdıklama yarışmalarının düzenlendiğini ve videolarının yüklendiğini fark eder. Sayfanın yöneticisine röportaj için mail atar ama hiç beklemediği bir tepkiyle karışılaşır. Kuyuyu kazdıkça işin içinden çıkamaz. Tickled HBO'nun en garip belgesellerinden biri. Film yayınlandıktan sonra da olaylar durulmadığı için Youtube sayfalarından The Tickle King diye bir film daha yayınlamışlar.

***

Filmlerle ilgili ne yorum yazıldığına bakmak için bazen Türkçe twitter'da dolanıyorum sonra insanlardan soğuyup çıkıyorum. Gerçekten fikirlerine inandığım aynı düşünmesek bile içten gelen duygularını yazdığına inandığım bir kaç insan var. Zaten onları takip de ediyorum. Ama geri kalan büyük bir çöplük, bakın ben sizinle aynı kefede değilim kafasında. Muhtemelen sabah uyanıp bugün harikayım çünkü sıradan insanların hakkında en ufak fikre sahip olmadığı 123786123 tane filmi izledim diyorlar. Oralarda dolanınca neyse ben küçük dünyamda bayağı huzurlu ve mutluymuşum diyorum. Uzun zamandır blogunu takip ettiğim, çoğu zaman yazılarına muhalefet olsam da verdiği emeğe saygı duyduğum ve içten içe de çok sevdiğim bir sinema bloggerı bugün bloguna artık yazmak istemediğini belirtmiş. İnanılmaz üzüldüm çünkü o kadar az kişi var ki onlar da sıkılıp bırakıyor. Muhtemelen o boş kalabalığın içinde hazımsızlık da yaratıyordur. Maalesef yabancı twitter hesaplarını okumaya devam edip canım Türkiyemin ne düşündüğüyle artık ilgilenmeyeceğim.

9 Haziran 2017 Cuma

wonder woman

Wonder Woman




yeri göğü inleten, rotten tomatoes, metacritic ve imdb ratingleriyle deme ya dedirten film alemlerinin en büyük PR çalışması. şu filmi sırf kadın kahraman için yalandan övmek zorunda kalmadılarsa ben de bir şey bilmiyorum. 2.5 saatlik bir işkence. boş diyaloglar, anlamsız bir senaryo, komikler ötesi bir kadın kahraman. tamam pozitif ayrımcılık falan eyvallah da lütfen sezar'ın hakkını sezar'a verelim. 2008 filmi wanted vari sahnelerle olcak iş değil. ne kadar aldınız da o midesizlikle bu kadının oyunculuğunu övdünüz. eğer 4d izlemesek uyuyacaktık. btw 4d film keyfi=1tl masaj koltuğu.


Get Out
bir başka why so popular? film. izlerken sıkıldım.

The Boss Baby
dreamworks'un bir pixar olmayan ama yine de eğlenceli filmi.

18 Mayıs 2017 Perşembe

You can't change us, Chris

Grunge, Seattle alemlerinin en baba ismi hep Nirvana'dır ama ben pek Nirvana sevmezdim. Ortaokulda iyi müzik+ MTV'den bana kalan Pearl Jam ve Soundgarden olmuştur. Özellikle Chris Cornell'i nerede bulsam dinledim. Sesine müziğine aşıktım. Black Hole Sun klibi çıkınca hipnotize olmuş gibi dinlerdim. You know my name bence james bond'ların kralı bir şarkı. Like a Stone ile arkadaşlarla ne ağlaştık. Be Yourself'i dream tv'de bin kere izlemişimdir. Ama herhalde klibinden aşırı etkilendiğim için başladığı anda alevleri gözümün önüne getiren şarkısı Can't Change Me benim için en özeli. Niye böyle gittin Chris! Sevdiğim isimlerin kaybını görmek çok üzücüymüş.


16 Nisan 2017 Pazar

Big Little Lies

Big Little Lies
HBO yine mini dizi yapmış ve yer yerinden oynuyor. Kadroyu görünce "Hmm acaba?" dedim. Çünkü hiç birinin büyük fanı değilim ama cuma akşamı yapacak daha iyi bir şeyim yoktu ve 7 bölümden ne zarar gelebilir ki dedim. Bir bakmışım dizi bitmiş. Müzik ve görüntülerin kullanımı, hikayenin akıcılığı, oyunculuklar hepsi birbirinden başarılıydı. Çocuk oyunculara özellikle bayıldım. Güzel bir kafa dağıtıcı.
Going Clear Scientology and the Prison of Belief
 Tom Cruise abimizle gözümüze gözümüze sokulan Scientology tarikatını daha yakından tanımak için çok güzel bir HBO belgeseli. İnsanlar nasıl bu kadar aptal olabilir sorusuna bir cevap bulamayabilirsiniz ama.

Logan

Zootopia

4 Mart 2017 Cumartesi

Ne kadar fiyasko bir Oscar

Ben ki gündoğumu saatleri olduğu için sabah 5-7 aralığında uyanık olmaktan nefret ederim bütün bir kışı karanlıkta uyanıp sokağa çıkarak geçirdim. Her gün ettiğim küfürün haddi hesabı yok belki şanslı günüme denk gelmiştir de okuduğum belalardan biri tutar.

Bu sene Oscarlar saat farkından neredeyse bizde öğlen vaktine sarkacaktı. Ben yine şişirilmiş filmlerden aşırı soğuduğum için ana filmleri izlemeyi erteledim.  Böyle sonraya bırakınca olaylar soğumuş oluyor ben de beklentisiz izliyorum açıkçası iyi oluyor.



Oscar'ın en güzel anı tabi ki son dakika yaşanan skandaldı. En iyi film La la land diye açıklanıp bir anda yoo dostum Moonlight buyrun sizin hakkınız denmişti. Ödüller geçen senenin günahlarını çıkarmak için ayarlanmıştı sanki. oscarsowhite boykotunu bi daha duymamak için çeşitliliğe gitmişlerdi ama ben olsam bu ödül bana hakkım olduğu için mi verildi yoksa itibarı korumak için kullanılan şanslı kişi mi oldum derdim. Ana dallarda verilen ödüllerin hiçbirinin hakkıyla verildiğini düşünmüyorum. Casey mi en iyi oyuncu? Ya Emma Stone? Youtube'da Emma Stone'un filmlerinden yapılmış bir kolaj var. İzleyince hiçbir etki bırakmıyor çünkü bir numarası yok. Zaten en iyi kadın oyuncu Oscar'ı almış bir Gwyneth Paltrow bir Jennifer Lawrence ya da Brie Larson'ı düşününce her şey mantıksız gelmeye başlıyor. Elle'i izleyip nasıl Isabelle Huppert es geçilir aklım almıyor.
Arrival
Arrival çok yuhalandı ama ben oldukça sevdim. Değişik bir hikayeydi sürprizi biraz erken anlaşılsa da bana çok dokunmadı.
Hidden Figures
Açıkçası Hidden Figures'ü çok seveceğimi düşünmüştüm çünkü based on a true story. Özellikle bilim kadınlarının çeşitli zorlukları aşarak yükselme hikayeleri gayet de ilham veriyor ve insanı güdülüyor. Fakat ben bu filmde inanılmaz uyukladım ve son kısımları izleyemedim bile. Bu nasıl bir didaktik anlatımdır ya. Olayları akışında daha gerçekmiş gibi anlatsalardı keşke. Her şey o kadar tahmin edilebilir, yaşananlar o kadar gözümüze gözümüze sokulmuştu ki öeah dedim.
La La Land
Geldik bu senenin olay filmine. 2016 filmleri beni çok ters köşeye yatırdı. Beğenmem dediklerimi beğendim ya da tam tersi oldu. Bu film için de aynı şekilde aşk hikayesi ve müzikal benim olay yerinden kaçarak uzaklaşmam için yeterli sebeplerdendi ama mutlu huzurlu hikayelere özlemimizden, 2 saatliğine de olsa masal alemine uzaklaşma isteğimizden midir nedir ben çok sevdim. Sonu bile birazcık kalp kırsa da beni mutlu etti. Bi de vıcık vıcık müzikale boğmamışlardı. Nedense sefiller gibi bir baygınlık bekliyordum. Bunların hepsi bir yana La la land güzel ama çok sıradan bir film. En iyi filme oynaması için çok zayıf bir sinema yılı görmesi gerekiyordu. Şanslı zamanda çıkmış diyelim. Ayrıca Ryan Gosling hiç şarkı söyleyemiyor.
Moonlight
Moonlight'dan biraz korkuyordum ama yine kendimi şaşırttım. (benim zevklerim mi değişti ya) Durağan bir hikaye olmasına rağmen hiç sıkmadı. Meselenin de psikolojik boyutuna parmak bastığı için beni daha çok bağladı kendine sanırım. Hollywood ve gençlik diyince promosyon olarak gelen bullying , drug addicted anne gibi artık bunu yapma ya nolur diyeceğimiz klişelerle bezeli belki ama bir an olsun ben bunu neden izliyorum demedim. Belki farklı çekim tekniklerinden olabilir. Filmdeki bütün erkek oyuncular çok iyi iş çıkarmış. Ayrıca ilk defa bir LGBTI filmi en iyi film seçildi. Tam hakkıyla mı kazandı bu ödülü tartışılır ama insanların görüş açılarını biraz genişletmelerine sebep olacağına eminim.


12 Şubat 2017 Pazar

no snow no cold

The handmaiden
Holivudun sıkıcı hikayelerinden bıkmışken iyi geldi. Twistleriyle gözlerinizi açık tutuyor.

Elle
Yine bir Oscar zamanı ve yine favoriler ilgi alanımın dışında. Isabelle Huppert'ın bu filmdeki oyunculuğunu biz ödüllendirdik üzülme sen kadınım.
Manchester by the Sea
İşte mesela bu arkadaş Casey. Kendini oynamış donuk donuk millet role girdi sanıyor. O Casey'nin her zaman ki hali dostlar çok şey yapmayın.
No
Bu adam ve CV'sini çok az kişi oluşturabildi maalesef. Mesela kasa kasa Oscar alsa hakkını veremeyeceğiz. Hep iyi işlerde. Bazı şeyler çok evrensel (maalesef).
Zero Days
Stuxnet'i anlatan çok iyi bir belgesel. World war 3.0 gerçekten.