3 Ağustos 2011 Çarşamba

Kızıl Kraliçe / Philippa Gregory

kızıl kraliçe
en sevdiğim yazarlardan biri olan ve şu anda Türkçe'ye çevrilen bütün kitaplarını okuduğum Philippa Gregory'nin son kitabı haziran ayında yayınlanmıştı ben de bu ay hemen aldım ve iki günde su gibi okudum.

kitabın konusu şöyle ola:

kafayı dinle Tanrı'yla bozmuş, şapele kapanıp kendini kaybedecek kadar dua eden, Tanrı'dan işaret aldığını düşünüp kendisini Tanrı'nın elçisi kabul eden ve hayatında emsal olan tek varlık Jeanne d'Arc olan Lancaster soyunun tek varisi bir kadın: Margeret Beaufort.

Margeret'ın şu hayatta tek bir amacı vardır: oğlu Henry Tudor'u tahta çıkartmak ve K. Margeret diye imza atabilmek. Onun dışında sevgi aşk bağlılık bunlar çok çocukça basit şeylerdir. Bu tutkusu nedeniyle oğlunu bile tam olarak sevemez hep çıkarlarını ön planda tutar ve eşleriyle ilişkisini de hep bu doğrultuda sürdürür.

Aç parantez

feminst tarihçiler margaret beaufort'u çok seviyormuş. bunun sebebi margaret'ın kadınların eğitimli olması gerektiğine olan sonsuz inancı. kendisi dua etmekten geriye kalan sınırlı vakitlerinde farklı diller öğrenip, kitap okuyup, çeviri yapıyor.

Kapa Parantez

Fakat önünde büyük bir problem vardır: York soyu. Kırmızı güller beyaz güllere karşı. Bu sefer kırmızı güllerin yanında yeni yeni isim yapan Tudor ailesi de var. Ama bilirsiniz İngiliz Kraliyetinde entrika heyecan hiçbir zaman bitmez ve Elizabeth Woodville yani tahtın taze kraliçesi ve kocası Edward'ın erkek kardeşi Richard bu savaşta önemli bir engel.

Hikaye tanıdık geldi mi?

beyaz kraliçe
Gregory'nin bu kitabını okuyanlar hemen hah işte bu kitapta aynı olayı anlatıyor nasıl yani diyebilir. Doğrudur zaten iki kitabın kapağında da Kuzenler Savaşı yazar. Beyaz Kraliçe'de Gregory Elizabeth Woodville'in ağzından anlatıyordu olayları. Bu savaşın ortasında biz onun cephesinden bakıyorduk olaylara hak veriyor ya da ayıplıyorduk. Belki o kitapta margaret'tan nefret ediyordunuz ona karşı elizabeth'i koruyordunuz. kızıl kraliçeyi okuduktan sonra fikirleriniz değişebilir ve kırmızı güllere hak verebilirsiniz ya da benim gibi vermeye de bilirsiniz.

Çok garip ama aynı olayı anlatan Gregory her iki kitapta da karakterlerin içine öyle bir giriyor ki siz tarihin aynı olmasını umursamıyorsunuz. Çünkü duygular fikirler başka. kraliyetin içindeki kadınları öyle güzel temsil ediyor ki kendisine hayran kalmamak mümkün değil. Bir anda 1400'lü yıllara gidiyorsunuz, güller savaşının tam ortasına, Tudor hanedanlığının başlamasına bir adım kalmış daha.

ben çok beğendim her zamanki gibi. kitaplığımdaki serinin yanına koydum hemen.


Bu da kitabın orjinali. Aslında olması gereken bu çünkü kitapta anlatılan leydi Margaret dinine çok düşkün o yüzden kesinlikle üstüruplu ve bir rahibe gibi giyiniyor ki zaten hep hayali manastırda yaşamak. yani bizdeki kapak gerçeği yansıtmıyor anlamsız.

5 yorum:

Prometheus dedi ki...

Oha ya, adamlar set halinde kitap yazıp, bestseller kavramına yeni anlamlar katıyolar, vay be :)

Bu arada bunların filmi çekildi mi bilmiyorum ama çekilirse kesin Cate Blanchett'i oynatır bu prodüktörler, hollwoodçular :P

gürültü dedi ki...

çekilmedi ya boleyn kızında kaldı keşke çekilse.

Prometheus dedi ki...

The Other Boleyn Girl'ü sinemada izlemiştim, seviyorum İngiliz tarihini zati :)
Geçen ay İngiltere'deyken 8. Henry'nin Anne Boleyn'i götürdüğü! kırları, parkları bahçeleri gezdik Londra'da, The Tudors falan geldi aklıma, böyle şehvetli arzulu falan, çok tarihi pek egzantrik :P

Jony Jonk dedi ki...

Ben de Philippa Gregory'nin kitaplarını okuduktan bazı kitaplardan hiç zevk almaz oldum. Çok iyi bir yazar kurgusu ve okuma zevki veriyor. Kalın kitabları görüp gözü korkanlar aslında 800 sayfalık bir kitabın 150 200 sayfalık bir kitaptan daha hızlı okunduğunu anlasalar bu kitapları ellerinden bırakamazlar.

gürültü dedi ki...

heyyy ne zamandır bloguma bir yorum gelmiyordu çok sevindimmmm. açıkçası ben philippa gregory'nın son çıkan kitaplarını okuyamadım galiba limitimi doldurmuşum ama hala zevkle okuyorsan ne güzel:)