konser etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
konser etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Ağustos 2018 Pazar

14 Ağustos Liam Gallagher & Starsailor

starsailor
uzun yaz tatilinden eve dönüşte bilgisayarı açmaya çalışmamla neye uğradığımı şaşırdım. çünkü 6 senedir benimle olan samsung bilgisayarım ısrarla açılmayı reddediyordu. bunun şokunu epeyce atlatamadım çünkü bilgisayarın içi birçok belge vs içeriyordu ve ben yedeklememiştim çok zeki olduğum için. tamirciye götürdüm hard dısk değiştiricez dediler ama işe yaramadı yine açılmadı bu sefer anakart değiştiricez dediler yok dedim ben yeni bilgisayar alacağım anladım artık bu kurla üzerine soğuk su mu içerim kutuplara mı kendimi atarım bilemedim. şu an yeni bilgisayarıma alışmaya ve giden belgelerime ve bir takım fotolarıma üzülüyorum:( belki kurtarılabilirmiş hard diskim ama garantisi yok. bu arada bilgisayarlarınızı bozmayın yeni bilgisayarlar en aşağı 6000den başlıyor:( sad story. şimdi bu sad story'i bir kenara bırakıp sizlere brit rockçıların kutsal gecesini anlatacağım.

poor misguided fool
bahar aylarında liam gallagher'ın geleceğini öğrenince inanamadım şoka girdim öff gelmez ya, biletler kaç böbrek eder diye düşünmeye başladım ama neyse ki beklediğim kadar pahalı değildi. üzerine starsailor da gelcek denilince hayatımda ikinci defa önsatışta bilet aldım. ilk önsatış biletimi bundan yıllaaaaar evvel suede geleceğinde almıştım. arkadaşlar şaka değil iki günlük one love fest'de suede+manic street+editors konserlerine toplam 50lira ödemiştim. ELLİ bildiğiniz elli lira. o gün yaşadıklarımı da işte burda anlatmıştım. hayatımın en mökemmel gecelerinden biriydi.


işte böle böle derken liam gallagher konserine hazırlanmaya başladım önce setliste baktım. liam normalde kendi albümünü çıkardı ve hiç de fena olmayan şarkılar var ama konserin çoğunu oasis şarkılarına ayırıyor ve bazılarının dediği gibi korsan oasis konseri veriyor. bizim gibi ülkesine 40yılda bir kült grup gelen fakirler için bu 90ların geri dönmesi, gençlik ateşi, eski dostlar ve daha bir sürü şey ifade ediyor. ben starsailor'ı da lisede ve üniversitede çok dinlerdim. ergenliğimle eşdeğer şarkıları vardır ve onlar da konserlerinde sıkıcı şarkılar yerine en hit parçalarını çalıyorlar.


o gün işten çıktım koşa koşa küçükçiftliğe geldim. en sevdiğim konser yeri çünkü aşırı merkezi ve maçka parkından püfür püfür bir rüzgar eser akşamları ama asla üşütmez. ön gruplardan biri mor ve ötesiydi. canlı hallerine bayılırım. uyan'ı çaldıkları için özellikle sevindim. mor ve ötesi artık albüm yapmaz gibi geliyor. tamamen konserden konsere bir araya geldiklerini düşünüyorum. ama o kadar hit şarkıları var ki asla eskimeyecekler.


neyse gelelim gecenin bombalarına. starsailor alcoholic'le başladı poor misguided fool, lullaby, tie up my hand, tell me it's not over, four to the floor gibi bütün hitleri çaldı. ben bayağı kendimi kaptırdım.  özellikle bazı şarkılarda geçmişe çok döndüm. seyirci pek şarkılara hakim değildi gibi zaten grup da bozuldu bence. böyle bağıra çağıra tek ses eşlik edildiğini söyleyemeyeceğim ama aslında öyle bir konseri de çok hak eden bir grup. onlar da herkesin liam'a geldiğini biliyordu bence.


bad boy
veee beklenen an. fuckin' in the business'la asi çocuk liam bizi bekletmeden tam zamanında sahneye çıkıyor. bu oasis sevenler için anlatılmaz bir an. yıllarca dinlediğiniz, şarkılarını ezberlediğiniz, kendi kendinize klip çektiğiniz grubun sesi bir anda karşınıza geliyor. ühühühühü yazarken ağlayacağım çok duygulandım. konser rock'nroll star'la başladı ohooo neler çalınmadı ki. morning glory'de zıp zıp zıpladım, some might say diye bağırdım. slide away, supersonic, cigarettes & alcohol çalınanlardan bazılarıydı. kendi şarkılarından wall of glass ve greedy soul vardı. ama en son ben live forever çalınırken ya ben galiba öldüm ve başka boyuttayım demeye başladım.


live forever sırasında kamerayı seyircilere döndürdüler ve şarkı boyunca liam onun için gelenleri izledi. o an gerçekten çok duygusaldı. müziğin birleştirici gücü demek istiyorum. yıllardır birbirini tanımayan ama aynı müziği seven insanlar orda ekrandan birbirlerini izlediler. yurtdışına çıkma şansı olmayan herkes bugünleri bekliyordu. bütün şarkılar bağıra çağıra söylendi gerçekten seyirci de çooook çok iyiydi.

live forever'da seyirciden bir kesit.

liam şarkı aralarında laf attı. döner kebab yemiş ve bayılmış anladık.



konser wonderwall'la bitmişti. çok kısa sürmüştü ama daha önceki setlist'lerine bakmıştım ortalama 14 15 şarkı söylüyor bizde de 14 şarkı söyledi. nasıl ya gerçekten de biz şimdi oasis şarkılarını liam'ın sesinden mi dinledik şokuyla konser alanını terk ettik. yolda giderken hala live forever söylüyordum. ertesi sabah sesim kısık, aşırı yorgun ve akşamdan kalmaydım ama salak bi tebessümle hiç zorlanmadan uyandım. çektiğim fotoğraflara ve videolara bakıp ben orda mıydım ya dedim. bunun aynısını suede konserinde yaşamıştım işte.

gönül ister ki noel de grubuyla gelsin ve bu gecenin intikamını alsın. kim bilir belki olur ümidi kesmeyelim. Noel duy sesimizi kuşlarını da al gel. don't look back in anger söyleyip şu defteri kapatalım.

10 Mayıs 2014 Cumartesi

Son Taşoda 2014

bümk'ün fotolardan çarptım
Geldik öğrenci hayatımın son taşodasına. İlk sene heyecandan koşarak gitmiş, bloga da hemen yazmıştım. O sıralar delicesine yazıyordum zaten. İşte burda. Hatta ertesi sene de aynı heyecanı korumuş onu da yazmıştım. Bu da link. Fotoğrafa bakınca Vera'nın sahnesine atlayan erasmuslu kafaları uçmuş gençleri hatırladım. Sonra bir soğuk oldu üşümeler üşenmelerle birlikte geldi, bloga da yazmayınca valla diğer taşodalarda noldu unuttum gitti. Fakat bu sene mezuniyetin paket olarak getirdiği duygusallaşmanın etkisiyle hem 3 gün taşodaya gittim hem de yazmaya karar verdim.

Bir kere hava misti arkadaş! böyle sıcak ve güzel taşodayı en son 2010'dakinde yaşadık diye hatırlıyorum. Açıkçası çıkan gruplar da hiç umrumda değildi. Çimlerde arkadaşlarımla uzanmış elime biramı almış etrafa bakınırken fark ettim ki Boğaziçi Güney Kampüsün havası hiçbir yerde yoktu dostlar. Tatlı tatlı (arada acı acı) gelen müzik, çeşit çeşit insanlar, kahkahalar, temiz hava derken bir an için "post graduation aka amanın ben napıcam" stresinden uzaklaşmış ve hüzün dolmuştum. mini minnak geldiğim okuldan 23 yaşımı bitirerek ayrılmak bana koydu.

 Ama neyse ki bu süreç çabucak geçti ve ben bi baktım meydanda kırk'iki ile dans ediyordum. Bu çocuklar geçen sene de bizi delicesine dans ettirmişti. Enerjileri, sahneleri çok güzel ve tam açık havalık. Ledbetter da yine popomuzu ıslak çimlerden kaldırıp koşarak dans ettirdi. Bu sene ne Vera ne Jukebox ne yora vardı. Çıkan grupların çoğu hakkında en ufak bir fikrim yoktu biri hariç:

Yok Öyle Kararlı Şeyler
Yok Öyle Kararlı Şeyler
Bu arkadaşları internette çeşitli mecralarda duydum, gördüm, okudum ama gelgelelim açıp dinlemeye üşendim. Yüzyüzeyken Konuşuruz kafalarında denince dedim heh o zaman severim ben bunları. Taşoda programında açıklanınca da ayağıma gelmişler dinlemeden olmaz dedim. Bümk yine yanlış saat vererek bir geleneği tamamladı tabi. 20:30'da başlayacak konseri 21:30 diye internette güncelledi ama konser 21:00da başladı. (gider ayak bile çemkirdim ama ilk taşodanın akşam 5te başladığını düşünürsek baya ilerleme kaydetmişler lan yazık). Gelmeden albümden bi kaç şarkıya kulak aşinalığı yarattım ve bir arkadaşıma da mesaj attım yok öyle kararlı şeyler taşodaya geliyormuş diye. Aldığım cevap: kararlı derken? anlamadım?

Boşver dedim tuttum kolundan götürdüm dostlar konsere. Çok şükür ki beni hayal kırıklığına uğratmadılar . İçinde harun tekin olmadığı iddia edilen 34, nefret söylemi, keyif düğünü gibi tatlı tatlı şarkılarını çaldılar. Kayıtlarını adamakıllı dinlemeden grubu sahnede canlı canlı görmek bana daha iyi geldi ve albümü iki gündür baştan sona bi kaç defa dinledim. Türkçe alternatif müzikten ümidimizi kestiğimiz şu sıralar nasıl iyi geldi. Önüne değil keyfine bak, denizi bırak dalgana bak https://play.spotify.com/album/3TZc7HPHlyv6rJ0

28 Ağustos 2013 Çarşamba

Belle&Sebastian / Küçükçiftlik Park / 24 Ağustos 2013

Belle and Sebastian
Uzun süreden sonra konser postu giriyorum brace yourself! Gezi olayları yüzünden pat pat iptal edilen konserlerle birlikte 2013 yazının ilk iki ayı sanatsal açıdan kuruyup kalmıştı. Gidemeyeceğim için one love'ın iptal beni hiç üzmemişti aslına bakılırsa. zaten kimsenin konsere gidecek ne morali ne de şevki vardı.

Belle&Sebastian konseri de aslında mayısta yapılacaktı sanırım ama iptal olup ağustos sonuna atılmıştı. ay gitsek mi napsak değişiklik olur düşüncelerinden sonra ay tamam gidiyoruz dedik ve biletlerimizi aldık. biletler bence pahalıydı. Konserde az kişi olmasını biraz buna bağlıyorum bir de tarihinden ötürü insanlar tatilede ya da evlerindeydi.

İlk grup Biz'di galiba. Onları izlemedik. Gürcan Ersoy sonra sahneye çıktı. Bence organizasyon inanılmaz başarısız bir ön grup seçimi yapmış. Kendi şarkıları yanında REM, Oasis ve Nilüfer coverları yaptı sonra da sahneden indi. belki başka bir konsere gider ama bu konserde hiç olmamış. herkeste bir nerelere gitsek bakışı hakimdi zaten.

Son ön grup The Away Days'di. son zamanlarda her yerde duyduğum bu grubu aslında merak ediyordum ama bir önceki başarısız isimden sonra acaba gene mi aynısı olacak demeye başladık.

Soundcloud: soundcloud.com/theawaydays

çok belli olmasa da orda bir the away days var aslında
Karşımızda nurtopu gibi indie soundlu yabancı dilde müzik yapan bir Türk grup vardı. Açıkçası bir an için ilaç gibi gelmişler kulaklarımızı eski haline getirmişlerdi. Çok özgün bir müzik beklemeyin. Röportajlarında vaccines, BBC, xx tarzı grupları sevdiklerini belirtmişler, heh işte onları biraz harmanlayın öle bir şeyler. Çok yeni oldukları için umut beslemek mümkün. bir başka konserlerini yakalamak isterim o zaman daha net bir fikrim olur. Artık yaşıtlarımın müzik sahnesini ele geçirdiği dönemler gelmiş, kendimi yaşlı hisseder olmuştum dostlar.

Ve beklenen an gelmişti belle ve sebastian sahnedeydi.
gençler eğleniyorlar
Heralde en önde olmasam da en rahat izlediğim nadir konserlerden biriydi B&S. Klasik açılışlarıyla başlayıp sevilen şarkılarının bir kısmını söylediler. Bir kısmı diyorum çünkü hani I want the world to stop hani funny little frog. Onlar da olaydı evlere şenlik olurdu ama buna da şükür. grup seyirciyle sürekli etkileşim halindeydi ama şarkıların bir ağızdan söylenememesi biraz enerjilerini düşürdü gibi geldi bana. buna rağmen insanlar dans etti alkışladı epey mutlu görünüyordu. etrafta sanki pozitif bir enerji dalgası yayılıyordu. 1.5 saat sonra konser bitiverdi. mutlu mutlu ezilmeden, yığılmadan alandan ayrıldık. 

***

Ya o değil de suede gene geliyormuş dostlar. one love coşkumu yeniden yaşayabilecek miyim acaba ?

30 Aralık 2011 Cuma

Yılın Son Postudur

No end

everybody's fine

carnage
şu sıralar pek hoş sıfatlarla anılmasa da  yaptığı işlere hala saygı duyduğumuz polanski'nin son filmi carnage yasmina reza'nın god of carnage isimli oyunun sinemaya aktarılmış şekli. aynı oyunun türkçe versiyonunu devlet tiyatroları sahnesinde Vahşet Tanrısı olarak görebilirsiniz. O versiyonunda Aşk-ı Memnu Matmazel filmdeki kate winslet'ın da canlandırdığı karakteri oynuyor. Ben tiyatro versiyonunu izlemedim ama duyduğuma göre bayağı bayağı iyiymiş. E oyunculara bakarsak Ülkü Duru, Zafer Algöz, İşdar Gökseven oyunun ne kadar kaliteli olduğunu gösteriyor bence.

Film ise kısacık süresiyle çok ideal çok başarılıydı. Çocukları kavga eden iki ailenin çocuklarını uzlaştırmak için bir araya gelmesi ve içinden çıkılmaz bir kavgaya girmeleriyle başlayan film tek bir planda geçiyor ama kesinlikle sıkıcı değil. Hani konserlerin sonunda orkestradaki bütün isimler teker teker enstrümanlarını çalar da hünerlerini gösterir ya işte bu filmde de bütün oyuncular sıraları geldiğinde döktürüyor ve biz sinefillere de tadından yenmez bir sinema gösterisi ortaya çıkıyor. Kesinlikle izlenmeli!

***

geçtiğimiz günkerde Boğaziçi Üniversitesi Rock Korosunun yeni dönem konserini izlemeye gittim ve inanırmısınız utançla geri döndüm. Şarkı seçimlerinin başarısızlığından tutun, söyleyenlerin başarısızlığına, ve oradan da koronun uyumsuzluğuna kadar çok çok kötüydü. Kim rock korosuna Metric şarkısı söyle dedi. muhtemelen koronun şefi hanım kızımız indie kültürünü rock korosuna yansıtmak istemiş ama olmamış olamamış. umarım önümüzdeki dönem çeki düzen gösterilmiş halde sahneye çıkarlar.

***
Yora @ Bronx Pi

Yine geçtiğimiz günlerde sevgili Yora'mın bilmem kaçıncı konserine gittim zıplayıp hopladım çok eğlendim.

***

sapan
Yine yine yine geçtiğimiz günlerde Sapan'ın Gökyüzünde Yeryüzü isimli EP'sini dinledim. Var olan bir emek var saygı duyuyorum ama açıkçası yolda mp3'ümde defalarca döndürmeme rağmen sadece che isimli şarkıları dikkatimi çekti. Onun da giriş ve bitiriş kısımlarını rahatsız buldum  biraz daha üzerine gidilse sözeriyle müziğiyle çok güzel bir şarkı olabilir. Sapan'ı Efes One Love'da da izledim bu sene. Çok büyük bir çemberi kapsamayan umut vaad eden temiz yüzlü gruplardan.

***

yılın son postunda bir ayın özetini geçmeye çalıştım. Hadi nice senelere hep birlikte.

19 Ekim 2011 Çarşamba

Brett Anderson @ SalonIKSV

Brett Anderson
Beni bilenler ya da bu bloga bir şekilde denk gelmiş insanlar suede takıntımdan haberdardır. kendileri yazın istanbul'a geldiklerinde nasıl çılgına bağladığımı şurada belirtmiştim.

geçtiğimiz hafta cumartesi bir yağmurlu ve soğuk istanbul akşamında bu sefer suede'in solisti brett anderson solo albümü black rainbows'la sahnelerimizi şenlendirmeye geldi. Aslında iki gece üstüste çıkıcaktı ve ben iki gece de gitmeyi düşünüyordum ama sonra bütçem sarsılmasın dedim hem belki sıkılırdım falan. (hay kafama...) keşke gitseydim. neyse ben erkenden yola çıktım yağmur var kesin trafik vardır geç kalmıyım diye ama lanet 559c tam vaktinde geldi ve beni yarım saatte taksime attı. yemin ederim dua ettim nolur biraz takılalım trafik olsun vakit kaybedelim diye ama cık. başka zaman olsa bir buçuk saat sürer. neyse o korkunç havada salona vardım. içerisi yabancı insan kaynıyordu her bir yanda farklı bir dil konuşuluyordu yanlış yere mi geldim konsolosluk mu lan neresi burası dedim kendi kendime. tam 9 buçuk'ta kapılar açıldı burda salonun titiz programlamasına bir alkış getiriyorum hemen. tabi ben girdiğim gibi kendimi en önde buldum. yanımda benim boyumdan kısa bir çekik gözlü abla vardı bu da görüş açım engellenmeyecek demekti. zaten sahne hemen önümüzdeydi yani brett bir dokunumluk uzakta olcaktı.

çalınan güzel müziklerle geceye hazırlandım. yanımda bağıra bağıra konuştuğu için anlattığı her şeye dinlemesem de maruz kaldığım iki kişi vardı. Brett'in tarzının kötüleştiğinden, love is dead'i çalmamasından şikayet edip durdu. Aslında gelmeyecekmiş de yok arkadaşları çok ısrar etmiş de vazgeçmiş de kesinlikle yazısında ne kadar kötü olduğundan bahsetcekmiş de... allah için bir sus keyfimizi kaçırma demek çok istedim ama beni de yazısında yazar sonra rezil olurum diye vazgeçtim:p

on buçukta sahnede Brett.

Brett Anderson 2
Unsung
Wheatfields
The Exiles
Actors
Crash About To Happen
Ashes Of Us
This Must Be Where It Ends
The Hunted
Julian's Eyes
Thin Men Dancing
Possession
In The House Of Numbers
The Swans
Brittle Heart


Leave Me Sleeping
A Different Place
Funeral Mantra
sanırım aşağı yukarı bu şarkıları çaldı. Brittle heart'ı iki kere söyledi. sahnede bir tanrı gibiydi. seyirciyle oynadı ama cool tavırlarından asla vazgeçmedi. kaç yaşında adam ama skinny pantalonu ile hala seksi hala çok iyi. zaten gözlerimi kapadığımda sanki 90larda 20 yaşındaymışım da konsere gelmiş gibi hissediyordum. enerjisiyle aldı götürdü. sonra hemen önümüzde oturdu ve insanların ona ulaşmasına izin verdi. ben o sıralar farklı bir boyuttaydım sanırım.
iki gece de gidilebilirmiş bunu anladım. çıkışta ise bekleneni yaptık ve kulis kapısından çıkmasını bekledik. herhalde 1 saat falan beklemişizdir. her ne kadar bir avuç insan olsak da iki arabayı kapıya yanaştırıp doğal bir barikat kurdular. olsun gene de arabaya binişini gördük. ama mesela biletimi imzalatsam bir fotoğraf çektirsem ne kadar amazing olabilirdi her şey.


the haunted şarkısında bayılabilirdim. o nasıl bir she is the haunted diyiştir allahım! keşke back to you'yu da söylese konserlerde ama ben artık söz konusu bu adamlar oldu mu şarkı seçmez duruma gelmişim. gene gelin hep gelin her sene gelin. ruhum doyuyor resmen.

7 Temmuz 2011 Perşembe

Efes Pilsen One Love 10


yine bir bilgisayar mağduruyum blogcuğum. şarj aletim yaklaşık iki hafta önce pert oldu bende bilgisayarsız kaldım. bu arada naptım? küçük çaplı bir karadeniz turu yaptım. geçtiğimiz haftasonu ise onelove'daydım. one love benim ilk festivalimdi. bundan önce h2000ler, rockncokelar radarlivelar geçti ama ben hep bluejean, rollingstone,billboard dergileri yardımıyla içim kan ağlayarak bu festivallerden bilgi alabildim. özellikle radarlive beni hayata küstürmüştü. neyse ben açılışımı muhteşem yaptım.


2 temmuz efes pilsen one love 1. gün


heyecanla kendimizi santral istanbul'a attık. ulaşım çok kolaydı. akm'nin önünden servislere bindik. erkenci olduğumuzdan gittiğimizde henüz kapılar açılmamıştı.

123 (pozitif)
festivalin en önemli olaylarından biri sosyal ağlarla festival dinleyicilerini buluşturmaktı. alanın belli başlı noktalarına konan istasyonlara özel bileklerimizi okuturuyorduk ve facebook/twitter accountlarımıza o an ne yapıyor olduğumuz otomatik olarak gönderiliyordu. yanlız bu one like bileklikleri aktive etme kısmı bi yarım saatimizi yiyince 123'ü birazcık kaçırmış olduk. vokalin sesi güzel geliyordu şarkılarda yavaş yavaş güzeldi ama hala öğle güneşi tepemizde olduğundan kendilerine gereken ilgiyi gösteremedik.

alanı biraz dolaşıp diğer sahneyi aramaya koyulduk. santral çok büyük bi yer değil her şey elimizin altında gibiydi o yüzden. dolu dolu müzik sahnesinde toz ve toz vardı. kendilerinin müziği beklediğimin aksine biraz gürültülüydü ordan kaçtık. ana sahnede bu sefer büyük ev ablukada vardı.

büyük ev ablukada
kendilerini okadar çok duydum o kadar çok övüldüler tavsiye edildiler ki bana, bu durum bende ters tepki yaptı ve buzamana kadar kendilerini dinlemekten biraz kaçtım. işte fırsat bu fırsattı büyük ev karşımızdaydı. yine öğle güneşi vardı ama fotoğrafta görüldüğü gibi sahne önü kalabalıktı. kendilerinin hatrı sayılır bir fan kitlesi varmış evet. ama ben hala etkilenemedim çok fazla bu grupta. solist hiperaktifti ya da altında başka şeyler var bilemiyorum.

seni görmem imkansız (pozitif)
dolu doluya geçtik bu sefer ve sahnede seni görmem imkansız vardı. böyle karılıklı oturmuş iki kadın müzik yapıordu. sound inanılmaz sıkıcıydı çok fazla kalamadık. aynı sahnede sonrasında yer alan stand up show ise bunun burda ne işi var dedirtti. orda sahne almayı bekleyen bir sürü başarılı grup varken stand up bence gereksizdi. aslına bakarsak dolu dolu müzik sahnesini genel olarak eksik buldum. daha başarılı albümlü kitleli gruplara yer verebilirler böylece ana sahneyle yarışır hale getirebilirlerdi. biz tabi bu arada nneka'yı kaçırdık.

yora(by fatih cihangir selimoğlu)
sonunda bütün şarkılarına eşlik edebileceğim bir grup sahne almıştı. tabikiii YORA. şükür dedik sahne önünde yerimizi aldık. kendilerini kaçıncı izleyişim bilmiyorum ama kesinlikle en çok özlediğim türk grup onlar ahaha. her zamanki gibi kalabalık ve enerjik ekip olarak sahneyi doldurdular. etraf tanıdık eş dost kaynıyordu. sürekli bi naber nasılsınlar havada uçuşuyordu. hava güzeldi, insanlar güzeldi, yora güzeldi daha ne istiyelim allahtan bilemedik.


happy mondays
yora bitince yavaş yavaş ana sahneye akalım dedik. biraz çimlerde oturduk. bu arada yemek yedik. ay yemekler çok kötüydü. efesin sponsor olduğu bi festivalde biranın hala pahalı olması gerçeğine anlam veremedik. bu sırada okulun kendi kantinini o berbat yemekleri yedikten sonra fark ettik ve ertesi gün kesinlikle nerede yemek yiyeceğimizi biliyorduk.

happy mondays hiç dinlemedim belki de hiç duymadım ama çok eğlenceli görünüyorlardı sahnede. böyle kıpır kıpır da bir müzikleri vardı. onlar sahneden inince alan bir boşaldı. bizde birden  kendimizi en önde bulduk veee manic street preachers'ı en önde izlediiiiiiik.

manics
manic street preachers'ı geç buldum ama çabuk yakaladım. son albümleri birbirinden güzel. bence yıllar sonra yaptığı albümlerle bile başarı yakalayabilmiş olmaları takdire şayan çünkü genellikle son albümler kariyer çöküşüdür, batırır, rezil eder, hayranları nefret ettirir. galler bayrakları açılmış olması çok güzeldi konser sırasında. enerji çok yüksekti. bütün sözlere eşlik edemesem de nakaratlarda elimden geleni yaptım. konserden ağızlarımız kulaklarımızda ayrıldık. benim için en önemli an everlasting'in akustik çalınmasıydı. off off ne de güzel şarkıdır. ocean spray, your love alone is not enough, postcards from a youngman derken konser bitiverdi.

3 temmuz efes pilsen one love 2. gün


2.gün ilk gün gittiğimizden daha geç bir saatte vardık alana. çünkü günün en sıcak anında çıkacak olan talihsiz grupları maalesef dinlemiyorduk. hava daha da sıcaktı bu nedenledir ki insanlar daha da bir açılmış saçılmış geldi alana. bu sefer one like bilekliklerimizden daha fazla yararlandık bol bol fotoğraf çektirdik. ben bir türlü kameraya bakmayı beceremedim.

ilk izleyeceğimiz grup sapandı.

sapan
kendilerini daha önce görüp duymamıştım. varlıklarından haberim yoktu oysaki gitarsitleri esermiş. zaten sapan ismi de çok saçma SAPAN geldi ehehe. madem yeni gruplar dur biraz reklam yapayım.

http://www.myspace.com/sapanonline

vokalin sesini beğendik, farklı dillerde şarkı söylemeleri güzel, kendi şarkıları da fena değildi ama bence grup ismi biraz sakat. yani bence bi grubun isminin ilk izlenimi çok önemli. onlar için her hangi bir önemi var mı bilmiyorum (illa ki vardır değil mi) ama sapan ismini değiştirmelerini önerirdim.


sapandan sonra hemen ana sahneye koştuk çünkü günün bombaları art ardaydı.


cake (pozitif)
cake'i tabi ki duydum ama gel gelelim kaç şarkı biliyorsun. ZERO. bir tek perhaps perhaps perhaps coverını biliyordum onu da çalmadılar iyi mi puhaha. ama seyirciyle iletişimleri o kadar güzeldi ki ben kendimi konserden dışlanmış hissetmedim. hep alkışladık hep beraber eşlik ettik hep beraber de bağırdık. on numara konser grubu ilan ediyorum kendilerini. ayrıca konser sırasında mutluluktan ölmemizi sağlayan etkenlerin en önemlisi grubun gitaristiydi. tanrım o nasıl duruş karizma ve yakışıklılık. öldük öldük kendisine bol bol fotoğrafını çektik ahahah.


cake indi ve sahnede THE EDITORS sayın seyirciler.


editors(pozitif)
editors beni heyecanlandıran gruplardan biriydi. performanslarını dört gözle bekliyordum. belli başlı şarkılara hakimdim ama genel olarak çok eşlik edebilecek durumda değildim. editors genel olarak efes pilsen one love'ın en iyi performansı seçilmiş. doğru olabilir. şahsen suede'i dışarda tutarsam ben de böyle diyebilirim ama bilirsiniz ki bu konuda çok objektif olamayacağım. smokers outside hospital, papillon, munich vs devam ettiler. solistleri tom smith mikrofonla bir cilveleşti bir cilveleşti sormayın. kendisinin paçalarından karizma akıyordu. gözümüz gönlümüz açıldı vallahi. o mtv'lerden youtube'lardan izlediğimiz performans işte karşımızdaydı. çok acayip geliyor bana ya. hayatımda ilk defa yaşadığım için sanırım.


(pozitif)
editors sahneden indiğinde bende bir heyecan dalgası yayılmaya başladı. elimi ayağımı nereye koyacağımı bilemiyordum. zaman geçmek bilmiyordu. o kırk dakika geçirdiğim en uzun kırk dakikadan biriydi. suede birazdan karşımda olacaktı. hala durup düşünüyorum fotoğraflara bakıyorum bilekliğime bakıyorum ve acaba gerçekten ben o konserde miydim diyorum. allah herkese bayılarak ölerek dinlediği grubu sahnede izleme imkanı versin hakikaten bambaşka bir deneyim. hele bir de imkansızın gerçekleşmesi daha güzel.çünkü suede yıllar önce dağılmış bir grup. yeniden birleşseler bile organizatörler için çok tutulcak bir tercih olacağını düşünmemiştim çünkü işin ucunda para kazanmak denilen olay da vardı ama yine de olmuştu suede geliyordu.


suede(pozitif)
this hollywood life ile başladı konser. gözlerime inanamıyordum brett anderson işte burda tam karşımda. off hiç yaşlanmamış sanki. yıllar hiç geçmemiş. 90larda bu yaşlardayım sanki. hala genç hala enerjik. grubun diğer elemanları bütün yükü brett'in omuzlarına yüklemişler. seyirciyle iletişim onun işi ve bu konuda hiç bir problem yok. gözümüzün içine bakarak sahnenin en ucuna gelerek söylüyor şarkıları. beni en çok şaşırtan ise seyirciler. herkes suede için orda. şarkılar hep bir ağızdan söyleniyor. sanki o günkü tek konser suede'in. trash, filmstar, so young hepsi sıralanıyor. benim için en önemli şarkı everything will flow söyleniyor. gözümü kapatıyorum hayır mp3'den duymuyorum bu sesi tam karşımda. flashboy geliyor. it's the same old show, he is a killer he is a flash boy diye bağırıyoruz. she, walking like a killer diyoruz. here they come the beautiful ones diyoruz. biz yoruluyoruz brett yorulmuyor. we are the pigs we are the swine. ve son şarkı saturday night. sahneden iniyor herkesle el ele tutuşuyor. bende film kopuyor o sıralarda. oha lan brett gözümün içine baktı göz kırpı elimi tuttu. allahım sanırım level atladım şu hayatta diyorum. inanılmaz mavi gözleri varmış o an daha da dikkatine varıyorum. konser bittiğinde bende aptal bir mutluluk var. yetti mi tabi ki hayıır. nasıl yetsin bu konser bu izleyiciye. resmen suede'e susamış bir kitle mevcuttu santralistanbul'da. 


ertesi gün one love bilekliğime bakıyorum. arkadaşlarımla konuşuyorum ama yok bulutlardan inemiyorum bi türlü. her şey bir rüya gibiydi. bundan sonra ben tamamım artık. gözüm başka konserlerde değil. suede'i bir kez daha getiren organizasyonun da kölesi olurum 100lira olsa gene veririm feda olsun. 


böylece ilk festivalimizin de kapanışını yapmış oluyoruz. bir daha gittiğim hangi konserin böyle ayrıntılı blogunu girermiyim bilmiyorum ama gaza gelirsem sadece suede konseri için ayrı bir post bile girebilirim. allahım ne de güzel grupsunuz.


efes one love'ı ve pozitifi çok çok tebrik ediyoruz. sorunsuz temiz mutlu bir festival deneyimi geçirdik. ses sistemindeki sorun için geçmiş olsun. konser sırasında kendi kendime dedim ki ulan şu konserde bir de arcade fire ve arctic monkeys olsaymış ne tadından yenmez olurmuş bee. kim bilir belki seneye o da olur.

20 Ocak 2011 Perşembe

Is that you darling?

dial m for murder

the boy in the striped pajamas
dün gece ahmet ümit'in son kitabı istanbul hatırasını bitirdim ve bir cinayeti daha çözmüş olmanın verdiği rahatlıkla uyudum. aslında cinayeti sonlara doğru çözmüştüm ama çaktırmadan okumayı sürdürdüm. şurası saçma bu böle değil kısımlarını geçersek kitabı bitirdikten sonra eğer istanbulda olsaydım o sabah kapıdan fırlar ve kendimi sultanahmet'e atardım. tarihi bilgiler bu kadar güzel yedirilebilir kitaba. her dakika yeni bir şey öğrendim. ne kadar doğru ne kadar rivayet bilemem ama bu bilgilere susamışım resmen... hakikaten önünden geçtiğim cami nedir bu taş burda niye dikilidir hiç sormuyorum. hatta kendi okulumun tarihi binalarından bile haberim yok benim. bir de beni şaşırtan ahmet ümit'in akıcı ve yalın türkçesi. gerçekten devrik olmayan sade cümlelerle çok güzel anlatmış derdini. şimdi yeni planım bu yazarın diğer kitaplarına şöyle bir gözatmak.

Noviembre

the piano

bu senenin güzel konser haberleri dökülmeye başladı. roxette, maroon 5 ve sırada james blunt. maroon 5'ın  sahne önü fiyatı (260TL) oha çüş dedirtirken yarın akşam konseri olan mor ve ötesi'nin  50 lira olması beni benden aldı.  napıcaklar bukadar anlamadım. 50 lira yani insanın içi acır hakikaten.

***

burdan petek dinçöz'ün tnt'de sabah programı yapmasına atlıyor ve tnt what's going on?? demek istiyorum. TNT ki benim house kanalım the damages seinfield kanalım. akşama evlilik programı da gelecek mi acaba? yapma etme formatını değiştirme.

***

şu açık kahverengimsi oje ne zaman moda oldu biri bunu bana anlatsın. çok çirkin çoook. hayır bi moda oluyor anında herkes sürmeye başlıyor. göz var nizam var bi bak bi düşün bu renk her şeye gider mi tırnağa yakışır mı?

28 Kasım 2010 Pazar

Yıllar Oldu Seninle İlgilenemedim Blog

women on the verge of a nervous breakdown

yazmayalı seneler geçmiş blog. bazen farkında gibiyken bazen zamanın ne ara geçtiğini fark edemedim.

daha çok boş vakitlerini kütüphane ve study'de geçiren bir insan olmak beni yordu. ayrıca daha hisarüstü ve taksimden ötesini göremedim. bi de arada ortaköye fransızca kursuma geçiyorum işte o da yollarda sürünmekle geçiyor.

aslında tatilden döneli bir hafta oldu ama gel bana sor. sanki 1 aydır burdayım.

bütüüüüüüüüüüün bu sıkıntıları bir kenara bırakırsak arada güzel şeyler olmadı değil.

mesela Opal konseri. kendilerine burada  biraz değinmiştim. Gel zaman git zaman albüm lansman konserini izlemek de nasip oldu. Konser istanbul live'daydı orası da aslında eski studio live.  Yeni bir albüm çıkarmış gruba gösterilen destek gözlerimizi yaşartmadı değil doğrusu. Onlar için büyük bir heyecan, şarkılarını sunuyorlar sonuçta fakat gelen kişilerin yüzde 80'i tanıdık vs.. Pek bir azınlıkta ama bir yandan pek bir şanslı hissettik konseri izlerken. İyi şanslar diyor kendilerine ve bir başka konser olayına geçiyoruz

sıradaki konser Korhan Futacı ve Kara Orkestra




korhan futacı denilince aklıma direk dandadadan geliyor. Bu projesini duydum ama dinledim mi? hayır. sonra büşra geldi ve "abiii çok iyiler gidiyoruz gelsene" dedi ben de baktım şöyle bir. herkes benzer şeyler söylüyor ozaman haydi bakalım gidelim görelim dedim. sanırım sahnedeki kişinin tek bir şarkısını dinlemeden gittiğim ilk konserdi kendimi de tebrik etmedim değil. (buaralar ilginç bir şekilde ilkleri yaşatıyorum kendime. mesela geçenlerde ayakkabı alırken tekini giyip tamam bu iyi dedim ve aldım. çok şok edici bir gelişmeydi çünkü o iki teki giyip mağazanın içinde 105 tur atmam gerekiyordu.)

neyse konsere gelirsek konser çok acayipti... adamlar peyote sahnesinde çıktı ve babalar gibi çaldı. o küçük sahneyi devleştirdi derler ya hıh aynen öyle. hiç kasamam demediler. olmadı bu yapamıyoruz demediler. bir ayin havasında geçti ve çıktığımızda sağ kulağımızı kurban etmiştik sanırım.

albüm böyle koy ve efkarlan havasında... çok damardan çok sert. beklenmedik anda alınmamalı...

işte gittikçe patates bir yer olan myspace linki:
http://www.myspace.com/korhanfutaci

ve işte bir haftanın daha sonuna geldik. sevgi saygı ve esenlikler...

***

reflection paper denilen olayı kim icat ettiyse kendisini bulup öldürmek istiyorum!
hocaların bizim de insan olduğumuzu anladığı anda eğitim sistemimiz düzelicek. ben buna inanıyorum!
sinemaya gitmek istiyorum! d&r alkım ve akmar üçlüsünde takılmak istiyorum.  nöölüür okul bi kaç hafta tatil olsun allahım nölür

16 Mayıs 2010 Pazar

Radyo Boğaziçi sunar(2): Şebnem Ferah

ebru çekti


Yazarınız ilk şebnem ferah ayinine katıldı. demişlerdi de inanmamıştım. tam anlamıyla bir ayin. konsere gelmeden konsere gidiş sürecimden biraz bahsetmek istiyorum. dün aslında yurttan konser niyetiyle çıkmamıştım. bütün amacım the last station'ı görmekti.
kanyon'un aşık olduğum salonlarından biletimi alıp kendimi D&R'a attım. D&R demek yabancı dergiler demek. Vogue'un hangi ülkeden olduğunu hatırlamadığım baskısındaki bono ve penelope cruz kapağı bana çok komik geldi. müzik dergileri kısmında içim hiç açılmadı. Roll yok Rolling Stone yok neyleyim diğerlerini. yabancılarda kapakta MGMT olan kaptım biraz karıştırdım. zaten hepsi incecik ayaküstü okunur vaziyette. fiyatları da 25lira felan. ah be bir zaman gelicek sizi satın alabileceğim.

ordan cd bölümüne geçip önce yabancı albümleri karıştırdım. siz de çok pahalısınız be. kim istemez şöle bi indie arşivi yapmak evinin bir köşesini onlara ayırmak. türkçe müzikte ise bi olay göremedim. demet akalın'ın albüm kapağı çok kötüydü. yeni bisürü grup falan vardı albümleri sıralı belki de hiç alınmamak üzere orada duruyor. e türkçe albümlerde pahalı ama en azından çok tutkunsan satın alınabilecek düzeyde. biraz orayı da karıştırdıktan sonra masumiyetin ziyan olmaz'ı (evet tamam aldım susun mvö arşivi diye bir şeye sahibim tamam mı istesem de istemesem de bkz: bi önceki blog) alıp kitap bölümüne geçtim.

kitap bölümü en sevdiğim kısım. kitaplar siz de çok pahalısınız. hayat pahalı dünya pahalı. orada da epey vakit geçirdim her zamanki gibi 10 kitap arasında kararsız kaldım en sonunda sylvia plath'i kaptım. (ne olur elimde sürünme)

veeee the last station. bi kere izleyici kitlesi bildiğin orta yaş üzeriydi. kendimi bizim okulun klasik müzik akşamlarına gelmiş gibi hissettim. filmde James McAvoy var bikere. tamam biraz onun içinde gitmiş olabilirim filme. tanrım sen nasıl bi insansın. bir de ellerin güzel olsaydı her şey harika olabilirdi james! (spoiler var dikkat!!))film tolstoy'un son dönemlerini anlatıyor. karısıyla tutkulu bir aşkı var ama tolstoyun maddiyatı bir kenara atması karısını endişelendiriyor. evdeki huzursuzluk tolstoy'un bir istasyonda zatüüreden ölmesine sebep oluyor.o ölüm sahnesi beni bitirdi. finalde gözler doldu. Helen mirren harikaydı. tek kelimeyle. 45 doğumlu ama hala güzel, hala dinç.

filmden çıkıp okula geldim karnımı doyurdum ama hala konser fikrini düşünüyorum. sonra bi an durdum öff salak mısın zonguldak'ta olsan atiye bile gelse konsersizlikten gidersin şebnem ferah ayağına geliyor dönüşte mis gibi yurduna da gidebileceksin git! dedim ve kendimi otopark yollarında buldum. aslında amacım ordan meydana inmekti ama önümde kocaman bir bodyguard durup geçemezsin diyince mecbur bileti alıp yolu uzattım. geçsem nolurdu ordan sanki! o kalabalıkta pelinleri bulmayı başarıp içeri girdik. açılışta kapıda albümünü bedava verdikleri biri çıktı. ismini de hatırlamıyorum şimdi. ardından jukebox. ben bu grubu beğeniyorum güzel cover yapıyorlar ama cover cover nereye kadar şimdi. böyle harcanmamalılar. ardından sahnede çilekeş...

çilekeş sen ne kötü berbat bir grupsun. tanrım! dayanılmaz katlanılmaz bir müzik. gitarlara pedallara abandılar, cızır cızır sesler hoparlörden geliyor, davulun ve gitarın sesi solisti bastırıyor. solistte ses desen o da yok. şarkılar bayık. artık bir saat mi kaldılar bilmiyorum ama kulaklarım resmen dünya kaç bucak gördü. artık öle bir noktaya geldik ki yere çöküp setenayla şarkı sözünden hangi şarkı olduğunu bulduğun çok eğlenceli bi oyun oynamaya başladık.

çilekeş'in çektirdiği acılardan sonra sahnede şebnem ferah vardı. ben şebnem ferah'a da kelimeler yetse'den sonra bir çizgi çekmiştim. sözler ve müziğin bir tekrara bağladığını düşünüyorum. konser sırasında pelin'e sadece sigara ve yağmurlar istiyorum dedim. aslında pek ümidim olmasa da ikisini de söyledi. pelin ben de fırtına istiyorum dedi ve o da çaldı. biz artık bu aşk fazla sana kaldı geriye dedik evet bildiniz o da çaldı. bizim de konser misyonumuz burda tamamlandı. ilk albümden yeniden doğup gelsemde söylendi. konserle ilgili sorun şu ki şebnem'in dinleyicisi biraz garip. yani öyle bir söylüyorlar ki şebnem gibi bağıran bi insanın bile sesi duyulmuyor. sanki halk korosu mübarek. ya bi eşlik et tamam da bi yandan da dinle kadını. hele arkamda bir kız vardı o nasıl kötü bir ses tonu öle. bitirdi mahvetti şebnem ferahı orda. bilmiyorum sahnede o kulaklıklarla falan bunun ne kadarını duyuyorlar ama bence konserden önce lütfen kısık sesle diye uyarsınlar.

bir de sahne üstüne sahne gibi bir şey yaparlarsa sanki şebo daha iyi görülecek. kadın kısa zaten bazen gözden kayboluyor nereye gittiğini bulamıyorsunuz. konserde de önümde 2 metrelik bir kadın vardı. allahım o nasıl bi boy yanındaki erkek arkadaşından uzundu valla. evet bir konser macerasını daha burda sonlandırdık.

14 Mayıs 2010 Cuma

Radyo Boğaziçi sunar: Athena


Athena geri döndü. hem de ne geri dönüş! yıktı indirdi. efendim bildiğiniz gibi gökhan&hakan kardeşler amerikalara gidip el ayak çekmişlerdi. ne oldu ne bitti kısa bilgi için yönlendirme Mehmet Tez'in yaptığı röportaja. vodafone'la anlaşan athena üniversiteleri gezmeye başlamış radyo boğaziçi bu işi üstlenmiş ve bizim otopark konser alanı haline gelmiş. konsere gelmeden önce bümed bahçesinde düzenlenen radyo boğaziçi müzik ödüllerinden bahsetmek istiyorum. bikere en zayıf seneye denk geldik sanırım. önceki seneleri gösterdiler böyle duman hayko güven erkin erkal... bayağ ekrana bakakaldım. buseferki törende de 15 tane ödül var deseniz ödülü almaya gelen kişi sayısı 7-8di. kimi şehir dışında kimi provada yok bilmem nerede. bizim orada olma sebebimiz Bedük'dü. kendisini çok beğendik daha çok takip etmek hatta mümkünse bir konserine gidip "ilektrik görrrll in e ilektrik vörrrld" diye çığırmak istiyoruz. töreni izlemeye gelen kitle yine bayıktı. hüseyin karadayı bile harekete geçiremedi. ( başka zaman olsa o adamın performansı için deli para sayar insanlar e karşında işte eğlensene) eminim içinden küfür etmiştir. neyse küçük bi manzara oturması sonrası otoparka geldik.

ben athena'yı açıp dinlemem öncelikle. şimdi baktım bilgisayarımda da sadece tek bir şarkıları var. ha kliplerini gördüm mü izlerim, röportaj görürsem okurum napıyorlar haberim olur. bi albümlerini alıyım durumu hiç olmamıştı ama yine de performanslarını merak ediyordum. yeni de albüm çıktı bakalım şarkılar nasıl? ayağımıza kadar gelmişler madem görmemek olmaz. ekibe busene alican tezer katılmış. kendilerini bir ayyuka ile görmek nasip olmasa da... sahneye çıktıklarında yavaş yavaş alan kalabalıklaşmıştı. aralarda yeni albümden şarkılar çalındı. slow olanlar pek mumnun edici olmayınca athena eskilere abandı. bu memnun edememenin sebebini athena konserinin baharın ilk konseri olmasına ve insanların eğlenmeye aç olmasına bağlıyorum. (gerçekten bizim okul bu yönden zayıf mı ne?) ve ben o eski şarkıların hepsine eşlik ettim. hepsini de seviyordum. meğer athena kralmış haberimiz yomuş. tam "yalan" söylenirken yağmaya başlayan yağmur sıcak havayı da dağıttı ve daha rahat eğlenmemizi sağladı. kimse ıslanmaktan rahatsız değildi aksine coşku yükseldi grup hızı arttırdıkça arttırdı. adamlar profesyonel bunu göz göre göre gösterdiler. şarkı yazmada ve ezberletmede başarılar ve yeni albümle de bence hala eskiye bağımlı olmadıklarını göstericekler. yeni albümden klibi de dönmeye başlayan serseri mayın en iyi tepkiyi alandı. o an da ezberlendi ve bitişte tekrar söylendi. "bir sevgilim olsaaaa giderim balayınaaaa, ah bir de bekarsam giderim alayınaaa". konser bittiğinde herkes ıpıslak, zıplamaktan ve bağırmaktan yorulmuş ama mutluydu.

*alican tezer on numero!

***

bu afiş beni bitirdi. hayatıma bir nokta koydu. rakun ailesinin can damarım olması... (allah kahretsin maalesef öyle!) gren gren gren. bir mucize bekliyorum. haydi bakalım.

***
mor ve ötesi'nin yeni albümü masumiyetin ziyan olmaz buara herkesin dilinde. bilenler bilir uzun bir mor ve ötesi orucuna girmiştim. büyük düşler sonrasına bir çizgi çekmiş hayatıma muslu mesut devam ediyordum. başı bozuk'u görmezden gelmiştim arşivi bile bir kenara fırlatmıştım ki hayat yine kahpe oyunlarını oynamış çok sevdiğim bir arkadaşım mutlu olucağımı düşünerek bana o lanet albümü hediye etmişti. mor ve ötesi laneti peşimi bırakmıyordu ama ben kararlıydım. lakin bu yeni albüm ve insanların sürekli bana bundan bahsetmesi beni yakıyor mahvediyor. vogue için çekilen fotoğraflara bakıp nefretimi korumaya çalışırken bir yanım albümü dinlemem için boğazıma sarılıyor. klibi gördüm katlanamadım hepsini izleyemedim. berbattı bence. zaten artık klip adına kendilerinden bi ümidim yok. bakalım albümü dinlerken neler hissedicem. of ya da ben gidip bir gül kendine dinliyim.

12 Mayıs 2010 Çarşamba

Taşoda


evet takvimler 8mayısı gösterirken biz ilk taşoda konserimize ayak bastık. gün benim için sabah 8 de başlayıp gece 3 te bitince haliyle ölmüş bitmiş harap ve bitap bir hale gelmiştim. hepsi bir yana güzeldi be.

özetlemek gerekirse izlediğim gruplar Ars Longa,Yora, HLP biraz da Vera biraz Crimson Blues'du. 1 buçuk gibi başlaması gereken program 5 gibi başlayınca bayağ saçma sapan bir organizasyon oldu aslında. gruplar kuş kadar vakitte çıkıp nolduklarını anlayamadan indiler ( ya da pazar olduğu gibi inmediler). bukadar gecikmenin nedenini öğrendik ki sahne ve ses işleriyle ilgilenen profesyonel ekibin lakayıt durumları. hadi bu neyse ama buzamana kadar bümk'ün içinde olduğu her işin geç başlaması da gözlerden kaçmıyor değil. her zaman 20şer 30ar dakikalık(bazen daha fazla) gecikmeler organizasyonun işlerliğini engelliyor bence. neyse onun tartışması mail gruplarında süre dursun biz konumuza geri dönelim.

ars longa çok kısa sürdü ama yine de güzeldi. yora da çok eğlendik. HLP olayı bitirdi. içimizdeki haluk levent sevgisi dışarı taştı. bütün klişeler yerine getirildi. çakmaklar yakıldı gitarlar kırıldı kızlar sahneye atladı vs vs. herhalde buzamana kadar böyle bir konser görmemiştir taşoda.

biz shuttle a binip giderken meydan manzarası berbattı. insanlar ölene kadar içmişti sanırım. ben de çimde oturmaktan tutulmuştum ve ıslaktım. güney meydana bank yapılsın göğe erelim!

seneye taşoda'da görüşelim

8 Mayıs 2010 Cumartesi

REDD


hello everybody

dün bir değişiklik yaptık ve festival sezonunu açtık. itufest'te baktık redd var ee gidilir dedik. önce kısa bir taksim ardından istikamet maslak! üniversite tam anlamıyla EŞEK gibi. neyse bir şekilde şenlik alanına ulaştık. ortam çok harikaydı tabi biz kilyos'da insan görmediğimiz için cıvıl cıvıllığa adeta muhtacız. gözlerimiz sahneyi ararken birden kendimizi stadyumun önünde bulduk. oha kampüsün içinde stadyum mu vaar tepkileriyle beraber içeri girdik. stadyum olmuş açık hava disko. sahnede bir dj, ışıklar, sisler... birden kalablığın içinde kendimizi bulduk. öhöm neyse buraları geçiyoruz. o gün aslında önce badem'in çıkmasını bekliyorduk ama dj performans uzayınca anladık ki badem yok.
ve sahnede redd. kendilerini çok dinler severiz. özellikle akustik albümünün yeri ben de ayrıdır. uzun zamandır canlı performanslarını görmek çok istiyordum. solist doğan duru'nun sesi albüm performanslarını aratmadı ki bu en büyük artıları. inişler ve çıkışlarla sesini çok doğru kontrol etti. alan çok dolu değildi(rahat eğlenmemiz açısından pozitif) belki birazcık grubun şarkılarına hakimiyet zayıftı bu da mikrofonlar bize uzatıldığında cılız seslere ve herkesin ayrı telden çalmasına neden oldu. burda doğan duru'ya büyük iş düştü ve en iyisi en güzeli olana kadar hakimiyeti sağlamaya çalıştı. bence aralardaki politik söylemler biraz sırıttı. itüyle grubun arasının daha önce bozuk olduğunu ve kendisinin ekşi sözlük yazarı olduğunu hatırlatması homurtulara yol açtı. özellikle laf badem'in neden çıkmadığını söyleyip kışkırtıcı konuşmaya gelince açıkçası ben de rahatsız hissettim kendimi. madem üniversite tekrar buyur etmiş gönülleri hoş tutmak lazım gelirdi. hepsi bir kenara konserin kısa sürmesi bir çok şarkıyı kaçırmamıza sebep oldu ama zaten ben büyük bir redd fanı olmadığım için ve playlist genelde bilindik şarkılardan seçildiği için biz bayağ eğlendik. kısaca konserden mutsuz ayrılmadım. umarım daha kapsamlı özellikle akustik bir konserlerine denk gelirim.

***bir de bazı şarkıların girişleri melodileri çok birbirine benziyordu. bunu daha önce farketmemiştim. bir grup soundu olmasının aksine tekrar gibi. bilemedim şimdi.