27 Haziran 2020 Cumartesi

Pandemi 2

ne kadar abidik gubidik distopya kitap varsa okumayı filmi varsa izlemeyi severim. Stephen King'in bir kitabı vardı insanlar cep telefonu sinyalinden mi ne ölüyordu. valla artık ben bu kitapları eski hevesimle okuyamam heralde. ne zaman dışarı çıksam insanların maskeli hallerine hala alışamadım. aklıma da saçma saçma şeyler geliyor hep. ya bu hastalık yakalanıldığında direk öldüren bir şey olsaydı. ya musluktan akan sularımız zehirli virüslü sular olsaydı gibi gibi sonra kendimi iyice bunalıma sokuyorum. acaba daha neler göreceğiz belki bundan beterini yaşayacağız. en iyi zamanlarımızı yaşıyoruz belki de. 4 aydır hiçbir kafe avm görmedim. iş için okula gidip geldim bir kaç kere onun dışında ezbere bildiğim tek nokta migros mopaş bim. resmen 3 ay dersleri online yaptık allahtan teknolojiyle aram iyi o yüzden oradaki adaptasyon beni çok yormadı beni esas yoran veli ve öğrenci telefonları ve okulun mantık dışı duruşuydu ama bunları yazamıyoruz tabi çünkü bu blog 10 sene önceki özgürlüklere sahip değil.

neyse ben bu süreçte neler izledim okudum onları yazmak istedim bakalım bir özet geçelim. 

aslında hiç kitap okuyabileceğimi düşünmemiştim ama beklediğimden çok okumuşum.
1- Hınzır Kız
kitabının kapağına bakınca ergen aşk romanı sancağınız bu kitap aslında güney amerikada başlayıp dünyanın dört bir yanına uzanan sürüncemli aşk hikayesi anlatıyor. bir yerden sonra sürekli kendini tekrarlıyor ee tamam yine aynı şey olacak diyorsunuz ama yine de okumaya devam ediyorsunuz.
2-Kör Suikastçi
handmaid's tail'in yazarının bu kitabını ben çok bayılarak okuyamadım. hele araya bir uzaylı hikayesi yerleştirmiş içim şişti.
3- Normal People
geldik karantina döneminde patlayan bu kitaba. aslında dizisi çok meşhur olmuştu ben de kitabını bulunca okuyayım dedim. ayyy ingilizce öğrenenler için readerlar olur ya onların seviyesinde bir ingilizce. kızla oğlan türk dizisinden hallice ayrılıyor barışıyor ayrılıyor barışıyor. o kadar cringe ki inanamadım. sonra diziye bakıyım dedim 25 dakikalık diziyi bitiremedim 4 bölümde bıraktım. 
4- Silent Patient
bu kitabı amazon ya da goodreads'in en çok okunanlarında gördüm. gerilim romanı tam bir page turner iki günde su içer gibi bitirdim. Türkçe çevirisini göremedim bence çok satar.
5- Karanlık Madde
bu kitabı da aynı listelerde gördüm. konusu paralel evrenler olduğu için ilgimi çekti. çok güzel olabilecekken bu kitap da son sayfalarda cringe festivaline dönüştü. 

Geldik TV sektörüne. ben uzun zamandır dizi izlemiyordum (mini diziler hariç). Ocak ayında succession ve morning show'u izledikten sonra bu süreçte kafamı dağıtsın diye önüme çıkan çok yorumlanan dizilere şans vermeye başladım.
after life

ricky amcamızın kültleştirilen bu dizisi yani güzel eh. ikinci sezonunda da aynı şeyleri tekrar tekrar gösterince biraz dışlanmış o yüzden ikinci sezonunu seyretmedim.


fleabag

fleabag bbc yapımı iki sezonluk bir dizi. özellikle ikinci sezonu çok güzeldi. seksi rahip diyorum bu kadar.
the marvelous mrs maisel
bu diziyi 3 sezonda içtim. mrs maisel olsun kocası joel olsun anası babası olsun her bir karaktere bayıldığım doktor ve komedyen beylerin peşine düştüğüm bir diziydi. kostümler, müzikler çok çok güzeldi. iyi ki izlemişim.
years and years
bir bbc yapımı  tek sezon ve çok çok iyi. 2019'dan başlayıp yakın geleceğe doğru ilerliyor. teknoloji şu ankinden biraz daha gelişmiş durumda. hiçbir şeye yok bu kadar da olmaz demiyorsunuz. politik karakter vivienne rook bize o kadar tanıdık ki belki ingilizler izleyince şaşırıyordur. 
better call saul
veeee karantinamın yıldızı. en sevdiğim dizi breaking bad'dir herhalde. onun spin offu olarak bu dizi çıktığında önyargıdan yıkılıp bu diziyi izlemeyi reddettim. sonra herkes güzel şeyler yazdığında dizi zaten 3 sezon falan olmuştu. ben de dizi izlemeye başlayınca dünyayı unutup binge watch yaptığım için sürekli erteledim erteledim veee en sonunda netflixde görüp durmaya başlayınca tamam dedim başlıyorum. iyi ki başlamışım saul'u mike'ı gus'ı breaking bad dünyasını o kadar özlemişim ki. iki diziyi de aynı kişiler yaptığı için her şey sanki bir bütün içinde ilerliyor. korkuyorum breaking bad'e tekrar başlayacağım diye. görüntü kalitesi çok iyi. senaryo, hikaye, karakterler çok incelikli işlenmiş yüzeysel hiçkimse yok. 



Son iki sezon özellikle lalo salamanca'nın gelişiyle daha da tatlandı. Nacho ve ikisini izlemek harika. kötü karakterler sevilir mi ya bu öyle bir dizi işte. 6. sezonu son sezon olacakmış ve dizinin sahipleri aynı breaking bad'de olduğu gibi bu diziyi de sündürmeden tadında bitirmeye karar vermişler. çok doğrudur.

geçen postta parasite'ı izleyeceğim dedim izlemedim tabi ki :D tiger king'i izleyip yine amerikalıların nasıl manyaklarla dolu olduğuna şaşırdım. aşk 101'i de izledim yok ergen dizisini bile güzel yapamıyoruz üzgünüm. bir kaç film de izledim onları da artık sonra inşallah. şu virüs bitsin valla oynatmaya az kaldı. 

14 Mart 2020 Cumartesi

Pandemic

Hello guys!

Aylar sonra buraya geri döndüm. Son zamanlarda yaşadığımız şeyleri düşününce bunların ileride tarih sayfalarında yer alacağını belgesellere döküleceğini ve bu yüzden de belki ben de kişisel bloguma bir kaç not alsam ileride geri dönüp bunları okumak hoşuma gider diye düşündüm. (tabii ilerisini görebilirsek)

Covid-19 yani Corona virüsü sebebiyle okullar iki hafta tatil edildi. Üniversiteler 3 hafta tatil. Neredeyse bütün Avrupa, Çin ve İran ve bir kaç ortadoğu ülkesiyle uçuşlar karşılıklı iptal edildi. KKTC bile kapalı. Çin hastalıktan şu tarih itibariyle paçayı sıyırmak üzere ama İtalya'yı Allah kurtarsın cidden. Rakamları görünce insan şaşırıyor. Türkiye'de durum şu an 5 kişi ama alınan önlemleri görünce hep soru işaretleri oluşuyor.

Ocak ayında bir hafta Almanya'daydım. O sıralar hastalık sadece uzak doğudaydı ve tehlike belirtileri tek tük ortaya çıkıyordu. Mesela giderken ne havalimanında ne uçakta maskeli insan gördüğümü hatırlıyorum. Ama dönüşte bir kaç kişi görmüştüm. Her şey zaten döndükten bir iki hafta sonra oldu. Virüs Avrupa'ya girer girmez hızla yayıldı ve ciddi tehlikesi var. Twitter'da haber sitelerinde karantinaya alınan İtalya gibi şehirlerin koskoca Çin'in videolarını izleyince bir bilim kurgu filmine ışınlandığımızı hissediyorum. Süpermarketler boşaltılmış garip maskeler kıyafetler giymiş insanlar etrafta dolaşıyor. Herkes ekstra temkinli.

İlk defa okulların tatil edilmesinden mutlu değilim. Hiçbir yere gidemiyoruz vaka sayısı yayılacak mı yoksa böyle kalacak mı bilmiyoruz. Okullar Nisan'da açılacak ve hayat eski haline dönecek mi ondan da emin değiliz ama ben yine de öyle olacakmış gibi düşünmek istiyorum.

Bu derece küresel etkisi olan bir problem için insanların aldıkları kararları, yaşananları endişeyle ve aynı zamanda merakla izliyorum. Demek ki ilerde başka ne olayları yaşamak zorunda kalacağız. Dünya çapında kuraklık? Açlık? Deprem? Belki sınırlar yeniden değişecek, ülkeler dağılacak, yeni ülkeler kurulacak insanlar yepyeni hastalıklarla tanışacak. Ben sevmedim bu olayı ya umarım bilim kurgu filmlerinde olaylar uzak gelecek olarak kalmaya devam eder ve o gelecek asla gelmez.

Poster koymaya çok üşendim. Bunlar da dursun burada bu ara neler izlemişim. Şimdi iki hafta da kendimi meşgul etmem lazım.

Dizi olarak Succession son zamanlarda izlediğim en güzel şeydi. Morning Show'un da yeni sezonunu merakla bekliyorum.

Bu sene Oscarları hiç sallamadım. Hala izlemediğim filmler var. Parasite'ı izleyeyim bari bu tatilde.

19 Temmuz 2019 Cuma

10th Anniversary



Sevgili gönül dostları. (Nasıl bir giriş bu ben de bilemedim.)
2009'da Öss'nin bitmesinin verdiği rahatlamayla ne yapacağımı bilmeden açtığım başta bir nevi günlük/haftalık blog olarak kullanıp bir süre sonra film ve konser arşivime çevirdiğim fakat her daim saçmaladığım blog 10 senesini tamamlamış. Yıllaaaar vahhh geçen yıllarım. İnsan geçen süreye inanamıyor. Face App gelsin şurda gerçek yaşlandırmayı görsün.

Blog tutmanın bir takım faydaları oldu tabi. Mesela buradan çok farklı insanlarla tanıştım, bazılarıyla yüz yüze tanışamasam da hala sosyal medyanın çeşitli yerinden takip ediyorum. Değişik yazılar okudum, farklı görüşler gördüm. Kendim içinse bir nevi ufak çaplı kişisel arşiv oldu. Hala zaman zaman ya ben bu filmi ne ara izlemiştim dediğimde açıp buradan kontrol edebiliyor o zamanki düşüncelerimi okuyabiliyorum. Konser yazılarımı biraz daha devam ettirsem mesela daha iyi olabilirdi çünkü arada kaynayan çok oldu. Gezi olarak da sadece iki gezi yazmışım, keşke bir kaç tane daha ekleyebilseydim.

Bu blog için zamanında ne temalarla uğraştım, ne bloglar okuyup sorunları çözmeye çalıştım, yeri geldi kodlama kısımlarını yap boz şeklinde kurcaladım. Şu an kaybettiğim zamana biraz üzülmedim değil iki kitap okusaymışım keşke :D

Neyse işte böyle. Eskiden buralar internetin twitter'ıydı. Artık ghost town. Kasabanın yaşlıları arada çalıları topluyoruz.


the assassination of gianni versace

amy

capharnaüm

chernobyl

the edge of democracy

9 Şubat 2019 Cumartesi

Hiçbir zaman eskisi gibi olmaz

Green Book
 Bu senenin Oscarlarının güçlü adaylarındandı. Başrolündeki iki kişi de bol bol takdir edildi ödüllendirildi. Evet güzel bir filmdi akıcıydı saate baktırmadı ama her zamanki minorities filmlerinden. Her yıl bu tarz bir film öne çıkartılıyor bu da böyle bir şanslı gibi.
Incendies
 Neden bu kadar zaman izlemediğimi bilemediğim inanılmaz bir senaryosu olan film. Bu filmi yeni yıla girdiğimiz gece izledim. Çok çok etkilendim. Senaryosu Oldboy etkisi yaptı. Müthis.
The Hunt
 Toplum lincini çok güzel anlatan mads mikkelsen'ın kendine hayran bıraktığı güzel bir danish filmdi.
Roma
Üfff yorum yapmayacağım kadar sıkıcıydı. Evet bütün ödüller sana. Netflixin sana verdiği paralarla nerelere geldin.
Transit
Bu filmin konusunu okuduktan sonra izlerken acaba ben yanlış filmi mi izliyorum diyip durdurup internette araştırdım. O derece şüpheye düşürdü. Çünkü film ikinci dünya savaşı dönemi ülkesinden kaçan birini anlatıyordu fakat her şey modern ve günümüzdü. Meğer meseleye farklı bir yerden bakıyorlarmış. Değişikti izlenebilir.
Die Welle
Enteresan bir alman filmiydi. Bir alman lisesi. İki ders biri anarşizm diğeri otokrasi. öğrenciler iki gruba ayrılıyor. Biz otokrasi dersini izliyoruz. Her şeyin demokratik bir şekilde başlarken nasıl kontrolden çıktığını. Senaryosu aslında bir kitapmış ve Erkek Lisesi'nde de okutuluyormuş diye okudum.
The Guilty
Tatlış Tom Hardy'nin Locke filminin çakması The Guilty, tek mekan olup size 90 dakika izleme vaadi veren filmlerden. Eh işte.

16 Kasım 2018 Cuma

bored to death

bohemian rhapsody
 aşırı canımın sıkıldığı bıkkınlık içeren bir dönemdeyim. tek tek filmleri yazamayacağım sanırım. işte bunlar da depresyon ürünleri.
climax

fed up

the imitation game

ordinary people

private life

three identical strangers

upgrade

14 Ekim 2018 Pazar

Part 2 Documentaries

inside job 
para belgeseli. kendi küçük dünyamızdayız aslında para piyasası buzdağının gizli kısmı. anlatıcı olarak matt damon'ı sevdim. bu konuda izlenebilir diğer film: the big short, margin call


jim&andy 
bu belgeseli bir arkadaşım önerdi. konusunu okuyunca önce filmini izlemem gerekiyordu. jim carrey andy kaufman'ın hayatını anlatan man on the moon filmini çekerken metot oyunculuk tekniğini kullanıp çekimler boyunca andy kaufman gibi davranır ve milleti delirtir. kamera arkası görüntülerinden ve jim carrey'le günümüzde yapılan röportajdan oluşan belgesel çok eğlenceliydi. jim carrey'nin ruh halini hiç iyi görmüyorum.

the light bulb conspiracy
normalde bir ampul ömürlüktür ya da aldığınız bir mixerin normal şartlarda bozulması için çok az sebep vardır ama hepimiz artık tüketimde bulunurken kabul ediyoruz ki binlerce para verdiğimiz şeyin ömrü maximum 5 sene. peki bunun sebebi nedir bu durum nasıl ortaya çıktı işte bunları anlatan çok farklı yorumlara sebep olabilecek enteresan bir belgesel.

wild wild country
osho'nun meşhur özlü sözlerini her yerde görmüşsünüzdür. aslında osho kimdir, bu tarikatımsı oluşum nasıl başladı, hindistandan çıkıp tee dünyanın bir ucu amerika'da kendine nasıl bir karargah kurdu bunları anlatan başarılı bir netflix belgeseli. izlerken herkes kendi ülkesiyle ilişkilendirebilir :D

sugar man
bu oscar'lı belgeseli nasıl kaçırdım bilmiyorum ama oldu işte. sugar man isveç'li bir yönetmenin eseri. konusu çok enteresandı ve bu belgeseller içinde belki de en sevdiğim olabilir. yönetmenin trajik hayatını da inceledikten sonra iyice içime taş oturdu.

13 Ekim 2018 Cumartesi

Part 1 Movies

Hiç film falan izlemiyorum daha koycak afiş birikmemiştir diye düşünerek burayı pek sallamıyordum. Geçen criticker hesabımı kontrol ederken fark ettim ki bir posta sığmayacak film izlemişim. Napıyım ya şimdi hepsini koysam üşenirim dedim baktım yarısı belgesel o zaman filmler ve belgeseller olarak bölmeye karar verdim.

blackkklansman
spike lee'nin cannes'dan ödüllerle dönen filmi gerçek olaylara dayanıyor. KKK isimli hala tiplerini çok komik bulduğum ama felsefeleri korkunç olan gruba katılan siyahi istihbarat polisinin maceraları. yer yer spike lee gaza gelip kurguda sahneleri kesmeye kıyamamış olsa da eğlenceli ve son kısmı sürprizliydi.
dangerous minds
öğretmenlikle alakalı filmleri araştırırken bu film çok karşıma çıkmıştı mutlaka izleyin diye. üff izlemeyin ya mutlaka. çok hollywood.
deadpool 2
vakit geçirmek için harika bir seçenek.

kelebekler
kelebekler fırtınası sona erince ben de izlemeye karar verdim. bence sarmaşık karaçelik'İn en iyi filmi olarak kalacak. kelebekler'de oyunculukta  bir olmamışlık vardı. kötü değil ama çok etkilenmedim. sadece son sahnesini hiç unutamayacağım :D
man on the moon
bu filmi aslında başka bir sebeple izledim. bir arkadaşım  jim & andy belgeselini izlemelisin dedi. belgeselin konusunu okuyunca bu filmi izlemem gerekiyordu. Jim carrey komedi oyuncusu olarak görülüp küçümsense de ben her zaman dramada da ne kadar iyi olduğunu savunmuşumdur. bu da belgesi.
the kindergarten teacher
filmekiminden tek filmim. yıllardır mesleğini iyi şekilde yapan ama kişisel hayatında tatminsizlikler yaşayan anaokulu öğretmeninin, bir öğrencisinin edebiyata karşı özel ilgisini keşfetmesi ve ona karşı başlayan takıntısını anlatan yer yer gerilimli yer yer dozunda esprili hoş bir filmdi. sonunda böyle düşündüren ve tartıştıran filmleri seviyorum.

29 Ağustos 2018 Çarşamba

Mim: Yaz Abur Cuburu #2018

sevgili sibelynka beni yıllar önce mimlemişti ama bilgisayarsız geçen günlerden sonra ancak fırsatım oldu.

kendisinin paylaşımlarına da şurdan bakabilirsiniz. http://sibelynka.blogspot.com/p/blog-page_9.html

Bu mimi yaparken spotify'dan ve last.fm'den azıcık tüyo aldım çünkü balık hafızalıyımdır şarkı isimlerini ve grup isimlerini hatırlamakta hep zorluk çekerim.

Yazın çıkan çok sevdiğin sanatçıdan/gruptan bir şarkı

İngiliz olsun taştan olsun demişler. Gençliğimi harcadığım grup Suede bu yaz yeni bir single çıkardı. Klibi için tüm masraftan kaçınarak drone çekimlerini montajlasalar da olsun. Life is golden hala eski suede tadını taşıyan bir şarkı.



Bu yaz en yeni keşfin

Burda anladığım kadarıyla daha önce hiç dinlemediğim birini yazmam gerekiyordu. Harun Tekin'in bir paylaşımıyla Simge Pınar'ı keşfettim o zaman. Daha önce hiç duymamıştım. Genelde yeni nesil alternatif müzik seslendiren Türk kızlarımız mıyır mıyır şarkı söylüyorlar o yüzden kendilerine hiç katlanamıyorum. Açıkçası bunu da öyle sandım ama değilmiş. Ya da bana güzel geldi bilemiyorum. Bir tane de sofar kaydını dinledim e o da güzeldi. tesadüf olamaz o zaman.



Bu yaz sürekli dinlediğin bir şarkı

Bu yaz bence en çok Oasis dinlemiş olabilirim ama onu yazmayacağım. Onlar dışında başka bir şarkıyı epey dinledim. Hatta ben onu yaz değil kış boyu da dinlemiş olabilirim. Nothing but thieves'in excuse me şarkısından bahsediyorum. Vokalin sesine bazen inanamıyorum bu adamdan bu ses nasıl çıkıyor diye. Şarkı bir yerde öyle bir yükseliyor ki her defasında ben de eşlik ediyor oluyorum.



Bu yaz en çok duyduğun şarkı/albüm

Bunu buraya koyduğum için çok üzgünüm ama gerçekler acıtır... daha fazla duymak istemiyorum.



Bu yaz eski de olsa dinlemekten vazgeçemediğin şarkı

Aslında sürekli dinlediğim bir şarkı değildi ama bu bahar chungking express'i izledikten sonra çok fazla takıldığım şarkı the mamas & the papas'dan california dreamin' oldu. bunun sia versiyonunu da seviyorum.






Sence bu yazın en favori hiti

Bu yazın hiti Alex Turner'ın ölümüne kankası, bütün tipsizliğine rağmen İngilizliği ve tabii ki paçalarından akan british müzik genetiğiyle bizi teenager hissettiren Miles Kane'den Loaded. Allahtan kankasının müzikal değişimi kendisini etkilememiş de baştan sona Miles dedirten bir albüm yapmış. Bu ara en büyük fan girl'ü olarak instagram'dan paylaşımlarını kaçırmamaya çalışıyorum.



Senin bu yazını anlatan bir şarkı

Yazıyı mı anlatcak, nasıl yani bütün yazdıklarımı mı anlatcak diye düşünürken bir anda jetonum düştü.

kapanış


26 Ağustos 2018 Pazar

14 Ağustos Liam Gallagher & Starsailor

starsailor
uzun yaz tatilinden eve dönüşte bilgisayarı açmaya çalışmamla neye uğradığımı şaşırdım. çünkü 6 senedir benimle olan samsung bilgisayarım ısrarla açılmayı reddediyordu. bunun şokunu epeyce atlatamadım çünkü bilgisayarın içi birçok belge vs içeriyordu ve ben yedeklememiştim çok zeki olduğum için. tamirciye götürdüm hard dısk değiştiricez dediler ama işe yaramadı yine açılmadı bu sefer anakart değiştiricez dediler yok dedim ben yeni bilgisayar alacağım anladım artık bu kurla üzerine soğuk su mu içerim kutuplara mı kendimi atarım bilemedim. şu an yeni bilgisayarıma alışmaya ve giden belgelerime ve bir takım fotolarıma üzülüyorum:( belki kurtarılabilirmiş hard diskim ama garantisi yok. bu arada bilgisayarlarınızı bozmayın yeni bilgisayarlar en aşağı 6000den başlıyor:( sad story. şimdi bu sad story'i bir kenara bırakıp sizlere brit rockçıların kutsal gecesini anlatacağım.

poor misguided fool
bahar aylarında liam gallagher'ın geleceğini öğrenince inanamadım şoka girdim öff gelmez ya, biletler kaç böbrek eder diye düşünmeye başladım ama neyse ki beklediğim kadar pahalı değildi. üzerine starsailor da gelcek denilince hayatımda ikinci defa önsatışta bilet aldım. ilk önsatış biletimi bundan yıllaaaaar evvel suede geleceğinde almıştım. arkadaşlar şaka değil iki günlük one love fest'de suede+manic street+editors konserlerine toplam 50lira ödemiştim. ELLİ bildiğiniz elli lira. o gün yaşadıklarımı da işte burda anlatmıştım. hayatımın en mökemmel gecelerinden biriydi.


işte böle böle derken liam gallagher konserine hazırlanmaya başladım önce setliste baktım. liam normalde kendi albümünü çıkardı ve hiç de fena olmayan şarkılar var ama konserin çoğunu oasis şarkılarına ayırıyor ve bazılarının dediği gibi korsan oasis konseri veriyor. bizim gibi ülkesine 40yılda bir kült grup gelen fakirler için bu 90ların geri dönmesi, gençlik ateşi, eski dostlar ve daha bir sürü şey ifade ediyor. ben starsailor'ı da lisede ve üniversitede çok dinlerdim. ergenliğimle eşdeğer şarkıları vardır ve onlar da konserlerinde sıkıcı şarkılar yerine en hit parçalarını çalıyorlar.


o gün işten çıktım koşa koşa küçükçiftliğe geldim. en sevdiğim konser yeri çünkü aşırı merkezi ve maçka parkından püfür püfür bir rüzgar eser akşamları ama asla üşütmez. ön gruplardan biri mor ve ötesiydi. canlı hallerine bayılırım. uyan'ı çaldıkları için özellikle sevindim. mor ve ötesi artık albüm yapmaz gibi geliyor. tamamen konserden konsere bir araya geldiklerini düşünüyorum. ama o kadar hit şarkıları var ki asla eskimeyecekler.


neyse gelelim gecenin bombalarına. starsailor alcoholic'le başladı poor misguided fool, lullaby, tie up my hand, tell me it's not over, four to the floor gibi bütün hitleri çaldı. ben bayağı kendimi kaptırdım.  özellikle bazı şarkılarda geçmişe çok döndüm. seyirci pek şarkılara hakim değildi gibi zaten grup da bozuldu bence. böyle bağıra çağıra tek ses eşlik edildiğini söyleyemeyeceğim ama aslında öyle bir konseri de çok hak eden bir grup. onlar da herkesin liam'a geldiğini biliyordu bence.


bad boy
veee beklenen an. fuckin' in the business'la asi çocuk liam bizi bekletmeden tam zamanında sahneye çıkıyor. bu oasis sevenler için anlatılmaz bir an. yıllarca dinlediğiniz, şarkılarını ezberlediğiniz, kendi kendinize klip çektiğiniz grubun sesi bir anda karşınıza geliyor. ühühühühü yazarken ağlayacağım çok duygulandım. konser rock'nroll star'la başladı ohooo neler çalınmadı ki. morning glory'de zıp zıp zıpladım, some might say diye bağırdım. slide away, supersonic, cigarettes & alcohol çalınanlardan bazılarıydı. kendi şarkılarından wall of glass ve greedy soul vardı. ama en son ben live forever çalınırken ya ben galiba öldüm ve başka boyuttayım demeye başladım.


live forever sırasında kamerayı seyircilere döndürdüler ve şarkı boyunca liam onun için gelenleri izledi. o an gerçekten çok duygusaldı. müziğin birleştirici gücü demek istiyorum. yıllardır birbirini tanımayan ama aynı müziği seven insanlar orda ekrandan birbirlerini izlediler. yurtdışına çıkma şansı olmayan herkes bugünleri bekliyordu. bütün şarkılar bağıra çağıra söylendi gerçekten seyirci de çooook çok iyiydi.

live forever'da seyirciden bir kesit.

liam şarkı aralarında laf attı. döner kebab yemiş ve bayılmış anladık.



konser wonderwall'la bitmişti. çok kısa sürmüştü ama daha önceki setlist'lerine bakmıştım ortalama 14 15 şarkı söylüyor bizde de 14 şarkı söyledi. nasıl ya gerçekten de biz şimdi oasis şarkılarını liam'ın sesinden mi dinledik şokuyla konser alanını terk ettik. yolda giderken hala live forever söylüyordum. ertesi sabah sesim kısık, aşırı yorgun ve akşamdan kalmaydım ama salak bi tebessümle hiç zorlanmadan uyandım. çektiğim fotoğraflara ve videolara bakıp ben orda mıydım ya dedim. bunun aynısını suede konserinde yaşamıştım işte.

gönül ister ki noel de grubuyla gelsin ve bu gecenin intikamını alsın. kim bilir belki olur ümidi kesmeyelim. Noel duy sesimizi kuşlarını da al gel. don't look back in anger söyleyip şu defteri kapatalım.

15 Haziran 2018 Cuma

June, A New Hope

sarmaşık
Tolga Karaçelik'in izlediğim ilk filmi. Bu zamana kadar neden izlememişim bilmiyorum. Möhteşem.
Bir zamanlar anadolu'da
 Nuri Bilge eksiklerimi tamamlamak için yaz tatiline adak adamıştım. Filmi durdurmadan bitirdim. Savcı, doktor, muhtar karakterleri çok başarılıydı. Dialoglar yine üzerinde fazlasıyla çalışılmış belli ama ben ara ara sıkıldım.
chungking express
 Bu filmi görünce hemen California Dreamin' çalmaya başlıyor. Başka hiçbir şey demiyorum klip gibi akan, mutlaka bağzı sahnelerini tekrar izleyeceğim wong kar wai filmi.
coco
 Yine bir karneden önceki son hafta çocuklara izletiyorum diye kendi arşivime kattığım animasyon. Sonlara doğru her animasyonda olduğu gibi gözyaşlarımı tutamadım ayıp olmasın diye çaktırmamaya çalıştım.
houston we have a problem
 Bu belgesel çok acayip. Konusunu da anlatamıyorum ki sürprizli çünkü. Yogoslavya'nın uzay çalışmalarında ilerleyip Amerika'ya proje satması üzerine bir belgesel(mi). İzlediğimiz ve bize sunulan bilgilerin ne kadarı gerçek, ne kadarı inanmamızı istedikleri ne kadar saklamak istedikleri. Üff üzerine çok tartışılır.
kış uykusu
NBC'nın en beğendiğim filmi sanırım. gerçi iklimler ve uzak'ı izleyeli yüzyıl oldu bir daha izlemem gerekebilir ama winter sleep çok iyi aktı. NBC'nin youtube kanalında bütün kamera arkalarını izledim. Aynı sahneyi defalarca çektirip, bi de şöyle deneyelim bir de acaba şunu mu yapsak diye her açıdan konuyu ele alışı çok yorucu olmalı ama ortaya çıkan sonuç için değermiş demek ki.